.: Bu gün 29.05.2017 18:17:37   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 






AŞK NEDİR ?

   İnsanoğlu yüzyıllardır bu duygunun peşinde koşmuş durmuş. Nedir aşk? İmparatorlukları yıkan, dağları deldiren bu güç nereden geliyor. Bu denli güçlü ve karşı konulmaz oluşu nasıl açıklanabilir. kimine göre kimyasal bir çekim, kimine göre üreme isteği, canlı neslinin devamını sağlamaya yönelik bir dürtü.  Türkçe sözlükte (TDK) şöyle tanımlanıyor:"Güçlü sevgi ve bağlılık duygusu". Aşkı batıda üst sınıfa özgü, ince bir sanat arayışını gerektiren kavram şeklinde değerlendiren anlayışa göre "Aristokratlar aşık olur köylüler ise çiftleşir." Bernard Shaw" Aşık olmak bir kadınla diğeri arasındaki farkı ölçüsüzce abartmak demektir" diyor.    

 Yüzyıllardır aşk üstüne şiirler yazıldı, şarkılarda türkülerde hep o vardı en güzel filmlerin, romanların konusu aşktı. Son zamanlarda bilimde katıldı bu kervana. O da insanlığı bu denli etkileyen olgunun köklerini araştırıyor ve şöyle diyor; Aşık olanlar genelde duygularını kendinden geçme şeklinde tanımlarlar. Araştırmacılara göre bunun nedeni o sırada vücudu dolduran kimyasal maddelerdir. Göz göze gelmek el ele tutuşmak gibi faktörler beyinden başlayıp sinirleri etkileyip tüm kana yayılacak akımı başlatırlar. Bu maddelerin Dopamine Neuronephrine ve Phenylethylamine'den (PEA) oluşmaları da aşık olan kişinin kendini aşırı sevinçli hissetmesine yol açar. Bu bulgulara katılmamak mümkün değil elbette. Ancak bu tür kimyasal salınımları başlatan ne?  Aşk denilen duygulanım mı yoksa cinsel olarak karşıdakini isteme mi? Sorun burada sanırım.

 Aşka farklı bir yaklaşımda 1990 yılında İtalya'daki Pisa Üniversitesi'nden psikiyatrist Donatella Marazziti' den geldi. Bu tarihte OKB(Obsessif Kompulsif Bozukluk)'nun biyokimyasal nedenlerini araştırmaya başlayan Marazziti, bütün bu etkileşimden serotonin isimli nörotransmitter'ın sorumlu olduğunu düşündü. Serotoninin beyin üzerinde teskin edici bir etkisi vardır. Serotonin az olduğu zaman saldırganlık, depresyon ve kuşkuculuk halleri artar. Böylece Marazziti OKB hastalarındaki serotonin düzeyini ölçmekle işe başladı. Bu sorunun yanıtını bulmaya çalışan Marazziti ve ekibi âşık denek peşine düştü. Pisa Üniversitesi'ndeki ilan tahtasına bir duyuru asarak, son 6 aydır aşık olan ve her gün en az dört saat âşık olduğu kişiyi düşünen ancak sevdiği ile cinsel ilişki kurmamış öğrencilere ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Amaçları, aşkları zaman ve cinsel tatmin yolu ile erozyona uğramamış Romeo&Julyet'ler bulmaktı. Ortalama yaşı 24 olan 17 kadın ve 3 erkek başvurdu. Bilim adamları bunların dışında, 2 grup daha kurdu. Bunlardan biri 20 OKB hastasından oluşuyordu; diğeri ise hem ruh sağlığı yerinde hem de aşktan uzak 20 ''normal'' denekti. Her üç gruptaki üyelerden tek tek kan örnekleri alındı. Santrifüj yoluyla önce plazma daha sonra trombositler ayrıştırıldı. Normal deneklerde serotonin düzeyi normal sınırlarda gezinirken, OKB hastalarında ve aşık öğrencilerde bu düzey yüzde 40 dolayında daha düşüktü. Marazziti bu sonucu şöyle değerlendirdi:''İnsanların âşık olduğu zaman aklını yitirdiği söylenirdi. Bu tespit galiba doğru'' . Bu tespiti doğrulamak için bilim adamları 20 âşık öğrenciyi bir yıl sonra yeniden incelemeye aldı. Kan örneklerinden, bu öğrencilerin serotonin düzeyinin normal sınırlara geri döndüğü ortaya çıktı. Bu da şunu gösteriyordu: İnsanlar âşık oldukları zaman serotonin düzeyi normal sınırların altına düşer; ancak zamanla aşk törpülendikçe serotonin eski düzeyine geri döner. Bu araştırmanın sonuçları ''Psychological Medicine'' (29.sayı, sayfa 741, 1999) dergisinde yayımlandı. Sonuçlar bilimsel çevrelerce övgüyle karşılandı. Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden Thomas Yerkes görüşlerini şöyle dile getiriyor:''Bilim adamları olarak bizler bu güne dek stres, saldırganlık, üzüntü gibi duyguları inceledik. Niçin aşkı da incelemeyelim? Bu duyguyu araştırma kapsamı dışında bırakmamızın nedeni nedir? Aşık olduğumuz zaman bunun tümüyle biyolojik bir olgu olduğunu fark etmiyor muyuz? İşte aramızdan bazıları bu konuya bilimsel olarak eğilme cesaretini gösteriyor.'' Washington Üniversitesi'nden psikiyatrist Yvette Sheline, ''Günde 4 saat oturup tek bir kişiyi düşünen insana normal diyemeyiz'' diyerek söz konusu çalışmanın doğru yolda olduğunu ifade ediyor.  

Burada sanırım gözden kaçırılmaması gereken önemli  nokta deneklerin son 6 aydır aşık olan ve her gün en az dört saat âşık olduğu kişiyi düşünen ancak sevdiği ile cinsel ilişki kurmamış öğrencilerden oluşmasıdır.

 


Sponsor bağlantılar, Ev Arkadaşı Ara, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2017 Web Design