.: Bu gün 12.12.2018 18:25:33   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

ARKEOLOJİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

» Arkeoloji Nedir

» Arkeolog Kimdir

» Archeoluogo

» Arkeobotanik

» Anadolu Tarihi

» Dendrokronoloji

» Hitit Mimarisi

» İlk Şehir Planı

» İlk Rüşvet

» İstanbul'un Kurtuluşu

» İskenderiye

» Klasik Arkeoloji

» Kronoloji(Avrupa Birliği)

» Kronoloj(Atatürk)

» Kronoloji(Bilim)

» Kronoloji(Bilgisayar)

» Kronoloji(Dünya)

» Kronoloji(Ermeni Sorunu)

» Kronoloji(EURO)

» Kronoloji(İcatlar)

» Kronoloji(Lozan)

» Lelegler

» Neardenthaller

» Sualtı Arkeolojisi

» Yazının İcadı

» Yesemek

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

EDEBİYAT

EKONOMİ

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ

SOSYOLOJİ

 
 

 

YESEMEK

Hititler, tarih boyunca "Anadolu tarihindeki en önemli halklardan birisi" olarak kabul edildiler. Anadolu'ya M.Ö. 2100'lü yıllarda, büyük olasılıkla kuzeyden gelen bu halk, Ege ve Kızılırmak'ın batısından Mısır'a kadar uzanan geniş bölgede güçlü bir imparatorluk kurmuştu.

Tevrat'ta adı geçen ender halklardan birisi olan Hititler'in kurduğu bu devlet, M.Ö. 12. yüzyılın başlarında parçalanmaya başladı. Tarihler, bu imparatorluğun yıkılışına temel neden olarak, Ege adalarından gelen "deniz kavimlerinden söz ediyor. Ardından Frygler geliyor... Derken, bu istila sonucu, sahillerdeki yerli halkın iç bölgelere doğru saldın şeklinde kaçışı krallığın parçalanmasindaki diğer etmen oluyor. Dalgalar şeklinde gelen bu vahşi akınlar karşısında, Hititler de, Kızılırmak yayı içindeki merkezlerinden daha güneye doğru kaçıyor, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de küçük şehir devletleri ya da beylikler biçiminde yeniden örgütleniyorlar. İşte, tarihte, M.Ö. 700'lere kadar sürecek olan "Geç Hitit Krallıkları" denilen dönem böylece başlamış sayılıyor... Zincirli-Şam'al, Tabal, Kargamış, Sakçaözü, Teli Tainat, bu küçük Hitit krallıklarından bazıları olarak biliniyor.

Gaziantep'in İslahiye ilçesinde bulunan ilginç açık hava heykel atölyesi de işte bu döneme tarihleniyor. Zincirli-Şam'al Krallığı'nın sınırları içinde bulunan Yesemek, İslahiye'den yaklaşık 20 km. kadar uzakta... Aynı isimdeki küçük bir köyün içinden geçtikten yaklaşık bir kilometre sonra, Yesemek Deresi'nin Karatepe ile kesiştiği yerin yamacında bulunan ve uzaktan fark edilmeyen heykellerle taslakların yüzleri, ancak yaklaştıkça ifade kazanıyor.

Köylülerin "heykel tarlası" adım verdikleri bu yer, 1980 yılında, bu sıralarda Zincirli kazısını yöneten Alman arkeolog Felix von Luschan'm arazide yaptığı yüzey araştırmaları sonunda bulunmuş... Alman arkeolog, arazide yaptığı gözlemler sonunda, işçilikleri henüz tamamlanmamış bu taslak heykellerden toprak altında çok sayıda bulunacağını öngörmüş... Daha sonraki yıllarda yapılan araştırma ve kazı çalışmalarının sonuçlan da bu görüşü doğrulamış...

Yesemek'in en ilginç noktası, bulunan bütün heykellerin taslak halinde olması... Bir diğer deyişle Yesemek, bitmiş heykel üreten bir atölye olmaktan çok, yakınındaki taşocağindan elde ettiği taşlara ilk ve kaba bir biçim verip, onların bitmemiş haliyle gönderen bir atölye görünümünde olması... Bu genel görüşün bir istisnası da yok değil... Buradan yaklaşık 19 km. uzaktaki Zincirli'de bulunmuş, Yesemek yapımı ve tamamlanmış bir "sfenks" heykeli, şimdilerde Gaziantep Müzesi'nin giriş kapısının önünü süslüyor.

Yesemek, bir açık hava heykel atölyesi olmasının yanında, aynı zamanda bir büyük taşocağı olma özelliğini de sahip... Bu taşocağının, başta Zincirli olmak üzere Sakçagözü, Gedikli, Hacıbebekli ve Tümen Höyük gibi diğer yerleşmeler için de heykel taslakları ürettiği biliniyor. Yesemek ile aralarında en az 15-20 km. uzaklık bulunan bu yerleşmelere gönderilen yarı bitmiş ağır taş heykellerin ne tür bir araçla, bu denli uzun mesafelere sevkedildiği ise şimdilik aydınlığa kavuşmuş değil...

Tepenin yamacından birkaç yüzheykel taslağının görünüşü, bir bakıma ünlü Paskalya Adası 'nın görünümünü çağrıştırıyor. Paskalya Adası'ndaki heykeller daha iri; Yesemek'tekiler ise biraz daha kısa boylu, ama yüzlerce... Üstelik, tarihsel açıdan Yesemek, uygarlık tarihi içinde kültürel bir bağlantı oluşturuyor.

Bölgede yapılan ilk kazı çalışmaları, 1957 yılında Prof. Dr. Bahadır Alkım tarafından başlatılmış... Prof. Alkım, yayınladığı kazı raporlarında taşocağını özetle şöyle tasvir ediyor: ''Altıntop Ovası içindeki Yesemek höyüğü, İslahiye'ye kuş ucumu 14 km, Zincirli'ye de 19 km. uzaklıkta ve Karatepe sırtının batı yamacında bulunuyor. 300x400 metre boyutlarındaki bir alanı kaplayan höyüğün en arka planında ise Amanos Dağlan yer alıyor. Yesemek taşocağmın ana malzemesini volkanik bir taş olan bazalt oluşturuyor..."

Prof. Alkım yıllar önce yayınladığı raporunda değindiği bir başka ilginç gerçek de, "Yesemek'in tüm Eski Dünya'da bir benzerinin bulunmayışı"... Eski Dünya demek, tüm Avrupa, Asya ve Afrika'yı içine alan bir bölge anlamına geliyor ki, böylece Yesemek'in dünyada bir eşi daha olmayan açık hava heykel atölyesi ve taşocağı olduğu kolaylıkla iddia edilebiliyor. Bunun yanında Yesemek, yalnızca antik Anadolu'nun değil, Mısır, Mezopotamya ve bütün Akdeniz havzasının da en büyük açık hava heykel atölyesi kabul ediliyor...

1957-1961 yıllan arasında yapılmış olan ilk kazılardan tam 30 yıl sonra, 1990'da, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Arkeolog İlhan Temizsoy'un ve Gaziantep Müzesi Müdürlüğü'nün yeniden başlattığı kazı ve düzenleme çalışmaları, zaman zaman yavaşlasa da devam ediyor.

Taşocağının ve heykellerin bulunduğu alan oldukça geniş... Bunun, 110 dönümlük kısmı tel örgü ile çevrilerek açık hava müzesinin çekirdeği oluşturulmuş. 1.5 ila 10 ton arasında değişen ağırlıklara sahip heykel taslaklarının toprak üstünde bulunanlarının çoğu ayağa kaldırılmış. Gövdesi aslan, baş kısmı ise insan figürüyle betimlenen sfenkslerin Mısır'daki örnekleri erkekken, Hitit sfenkslerinin dişi olduğu iddia ediliyor.

Arkeologlar bu taslak heykellerin konularının dinsel bir kökeni olduğunu savunuyorlar. İnsan benzeri tanrılar, aslanlar ve sfenkslerin yanında, bir de köylülerin "ayı adam" dediği düşsel bir yaratık var. Bu figür, araştırmacılara göre, bir olasılıkla, Hitit çivi yazılı tabletlerde "Hartagga" adıyla geçen "ayı maskeli tapınak görevlisi"... Hartagga'nm ilk kez Yesemek'te ortaya çıkması Hitit sanatı için oldukça önemli sayılıyor.

Yesemek'de pek dikkati çekmeyen, çok kırık, ancak tek örneği olan bir kabartma parçası daha var. Baş kısmı kırık olduğundan cinsiyetinin pek anlaşılamadığı, ancak uzun elbisesinden bir tanrıçaya ait olduğu sanılan "Kubaba" kabartma parçacığı var. Kargamış Krallığı'nın tanrıçası olan Kubaba'yı, Hititler'in dışında Frygler de benimsemiş... Mitolojiye göre ise, önceleri Kubaba olan tanrıça giderek önce "Kybebe", sonraları da "Kybele" şeklini almış. Böylelikle Anadolu'nun kendine has tanrıçasının ilk izleri Yesemek'te ortaya çıkmış oluyor.

Yesemek'in kültür tarihi açısından bir diğer önemli kabartması da, yine kırıklar dolayısıyla algılanması çok güç olan "savaş arabası" kabartması... At yetiştiren bir ulus olarak tanınan Hititler, yaptıkları iki tekerlekli hafif arabalarla atlann savaş alanına girmesini sağlayan ilk ulus olarak da tanınıyorlar. Yesemek'teki taşocağma gelince... Heykellerin çoğunun bulunduğu yamacın hemen hemen tam tepesinde yer alıyor. Tepe bütünüyle fimdalık ve her yanı iri bazalt bloklarla kaplı... Dikkatle incelendiğinde, çoğunlukla da volkan konisinin ağız bölümünde, taşların çıkarıldığı yataklar hala fark ediliyor. Çevrede de yine yer yer taslak heykeller bulunuyor. Araştırmacılar, tüm bu alan üzerinde 100'den fazla taş işçi ve ustasının çalıştığını varsayıyorlar. Bölgede her ne kadar taşçı aletleri bulunmamış olsa da, taslakların incelenmesinden "taş ve metal yontu aletlerinin birlikte kullanılmış olduğu" sonucu ortaya çıkıyor... Çünkü dönem, bir bakıma taş teknolojisinden madene geçiş çağlan...
Arkeolog Prof. Dr. Bahadır Alkım, Yesemek'de yaptığı arkeolojik araştırmaların yanında, bu heykel atölyesinde çalışmış heykel ustalarının kimler olabileceğini de soruşturmuş... Prof. Alkım'ın araştırmalarına göre, M.Ö. II. binin ilk çeyreğinden itibaren Kuzey Suriye ve dolaylarında Hurriler yaşamış. "Alalah Kralı İdrimi zamanında (yaklaşık M.Ö. XV. yüzyılın ilk çeyreği), merkezi yine Alalah olan Mukis Krallığı'nın kuzeyindeki sınırın Kizzuwatna'ya (Kilikya) dayandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, Mukis devletinin Kizzuwatna ile olan doğal sınırını teşkil eden Amanos Dağları'nm orta kesiminin hemen doğusunda bulunan İslahiye Ovası'ndaki yerleşmelerde, bu arada Yesemek'de, sözkonusu çağlardaki halktan çoğunluğunu yine Hurriler'ın oluşturduğunu düşünmek yalnış olmaz..."
Yesemek'in bir heykel atölyesi ve taşocağı olarak ne zaman kullanım dışı kaldığı sorusu ise, yine Prof. Alkım tarafından yanıtlanmış: "Sam'al devletinin yıkılışından sonra İslahiye yöresi ve Yesemek, Asur egemenliğine geçmiş. Ancak atölyemizde ne Asur devrini, ne de ondan sonraki çağlan temsil ettiği anlaşılan taslaklara rastlanmamıştır. Böylece, Yesemek taşocağı ve açık hava heykel atölyesi, M.Ö. VIII. yözyılın son çeyreğinden itibaren tamamıyle terk edilmiştir..."

Hitit mimarlığı ve etkileri...

Hitit Krallığı mimarisi, eski doğu yapı sanatı içinde, hem Batı Anadolu, hem de Mezopotamya mimarlığından ayrılan, önemli ve kendine özgü bir gelişim gösterir. Bu mimarlığın kökenleri Anadolu yaylasının yapı geleneklerine dayanır ve en geç M.Ö. 3. binde, ilk Tunç Çağı'nda belirgin biçimini almıştır. M.Ö. 2. bin sonunda, Batı Anadolu'nun özgün ev biçimi olan bağımsız uzun dikdörtgen, ön avlulu evi (megaron), İç Anadolu'ya ne denli az girebilmişse, Hititler'in büyük taş bloklardan örülmüş bindirme kemer yapma sanatı da taş yönünden zengin olan Troya'da o denli az kullanılmıştır. Mezopotamya'da çok bol sayıda zorlayıcı bir bakışımlılık sistemiyle yapılmış tapınak ve saray mimarlığı da yine İç Anadolu'daki Hitit Krallığı'nın ana ülkelerinde görülmez. Bir yandan karşılıklı canlı bir ticaret, öte yandan komşu ülkelerle belirgin bir kültür ilişkisi kurulmuş olmasına rağmen, mimarlık alanında karşılıklı etkilenme çok kısıtlı bir ölçüde gerçekleşmiştir. Yalnız kısa süre sonra Hitit egemenliği altına girecek olan KilikyaKuzey Suriye bölgesinde karışık mimarlık öğeleri ortaya çıkmaktadır. Bu öğeler Hitit Krallığı sona erdikten sonra 1. bin Geç Hitit-Arami küçük krallıkları döneminde de varlıklarını sürdürmüşlerdir. M.Ö. 1200'de Büyük Hitit Krallığı'nın yıkılmasından sonra İç Anadolu, batının etkisine girer. Bu, bundan sonraki yüzyılların mimarlığına yansıyan bir gelişmedir. Güneydoğu'da, Geç Hitit-Arami beylikleri kurulmuştur. Kuzey Suriye, Hitit ve Arami özelliklerinin birleşmesi sonucu mimarlıkta kısa süren bir olgunluk çağı yaşanmıştır. Karkamış'taki iki örnekte görüldüğü gibi, tapınak yapısında Kuzey Suriye'nin küçük odalı sisteminin geleneği sürmektedir. Hatay bölgesinde Teli Tayinafdaki ön avlu, kutsal oda ve cella planıyla Ege'nin megaronunu anımsatan uzun dikdörtgen tapınağın bu bölgede M.Ö. 2. binyıl içinde tarihlenen öncüleri vardır. Saraylar genellikle ön avlu, buna genişlemesine yerleştirilmiş ana oda ve birkaç odayla "hilani" olarak karşımıza çıkmaktadır (Hilani: Kuzey Mezopotamya'da ortaya çıkmış bir yapı tipi). Hilani'nin kapalı biçimi, genişlemeyi olanaksız kılar. Ancak birkaç hilaninin birleştirildiği büyük yapılar vardır. Önyüzü iki ya da üç sütunla bölünmüş olan hilani ön avlusu Büyük Krallık döneminin tapınaklarının ön avlusuna benzerlik göstermektedir. Savunma sistemlerinde, örneğin Sam'alda Anadolu yaylasının iki yüksek kule arasında dar kapı odalı kapı tipine rastlanırsa da, ana kapı arkasına genişlemesine yerleştirilmiş odası olan kapı daha yaygındır.

Bu dönemin mimarlığında, özellikle çok sayıda resmi yapı, saray, tapınak ve anıtsal kapılarda görülen kabartma süslemeler ve simetrik düzenlemelerin kullanılmış olması değişik bir tür yaratıcılık gücünü göstermektedir. Buna karşılık Hitit ana ülkesinden yalnızca Alacahöyük'te Sfenksli Kapı'da bu tür kabartma süslerinin varlığı bilinmektedir. Kuzeydeki 2. binyıl sütunları yerine, Toroslar'm bu tarafında 1. binyılda yontularla ve geometrik bezemelerle süslü tabanlara oturmuş sütunlar ortaya çıkmıştır. Büyük Hitit Kralları'nın başkentinin ağır ve içe dönük yapı sistemleri karşısında güneyde 400 yıl sonra süslü, bağımsız yapılardan oluşmuş hafif dokuda bir mimarlık çıkmıştır.

Geç Hitit Şehir Devletleri

Anadolu da görkemli bir uygarlık kuran Hititler, M.Ö. 1200 lerde "Ege göçleri" denilen ardı arkası kesilmeyen kavim göçlerine dayanamayıp yıkıldı. Arkalarında kalın bîr kül tabakası bırakarak geçen bu kavimler, Mısır kapılarına kadar dayandılar. O sırada tahtta bulunan Mısır Firavunu III. Ramses, Medinet Habu'da inşa ettirdiği me zarının duvarına "Adalar üzerindeki kavimler göç etmişlerdi. Bunların ordularından hiçbir memleket kurtulamadı. Hitit memleketleri tahrip edildi. Önlerinde bir ateşle Mısır'a doğru yürümeye başladılar..." diye yazdırmıştı.
Mısır kitabelerinde, "Bu kavimler, Mısır'a ve dünyanın öbür ucundaki ülkelere kadar ellerini uzatıyorlar" diye yazıyordu. Ele geçen belgelerden, yalnız Anadolu'nun değil Yunanistan'ın da o tarihlerde her tarafın yakılıp yıkıldığını anlıyoruz.

Bu göçlerle yıkılan Hitit İmparatorluğu'nun yerine daha çok güney ve güneydoğu Anadolu'da "Ge|j| Hititler" dediğimiz şehir krallıkları ortaya çıktı. Yıkılan Hattuşaş, Kaniş, Şahuma gibi önemli Hitit şehirlerinin yerini Malatya, Maraş, Kargamış, Zincirli, Karatepe, Sakçagözü gibi şehirler aldı ve bunlar üç asır kadar Hitit örf ve geleneklerini sürdürmeye çalıştılar. Buralarda yapılan kazılarda Asur ve Arami tesirinin de kuvvetle hakim olduğu görülüyor.

Geç Hitit sanatının Yunan sanatına etkileri

Aslan figürleri:

Korlnt vazo ressamları, geleneksel stildeki Hitit aslan figürünün tektonik yapısını, kübik başını, yürek biçimli kulağını, yarım elips şekilli elmacık kemiğini, açık ağzını, dışarıya sarkan ve alt çeneye yapışık olan dilini hiç değiştirmeden kopya ediyorlardı.
Daha geç dönemdeki Korint vazo ressamları ise Asurlaşmış Geç Hitit aslanlarının naturalist kulağını, gözaltı palmetlerini, dışarıya sarkan fakat alt çeneye yapışmayan dilini, lale biçimli omuz stilizasyonunu, W ya da N biçimli kalça stilizasyonunu da hiç değiştirmeden kopya ediyorlardı.
Grifon tasvirleri: Helenler, Hititler'in Sakçagözü kuş adamının bütün ikonografik ayrıntıları, yani ağzın kartaldan alınma üst gagasını, ağzın aslandan alınma alt çenesini, dışarıya çıkmış dilini, alt dudağını, at yelesini, kuş tüyünü, kuş tüyünün tomurcuk biçimindeki üst ucunu aynen aldılar.
Tarîhleme: Geleneksel Geç Hitit stilindeki insan, aslan ve mitolojik figürlerin Helenler'e M.Ö. 725-700 tarihlerinde geçmiş olması, bu sanat akımının Yakın Doğu'da M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında hala süregeldiğini açıklamaktadır.

Eski Dünya'daki diğer açık hava heykel atölyeleri.

Mısırda:

Yesemek ile karşıklaştırabileceğimiz ve ancak uzak anlamı "açık hava heykel hazırlama halli" diyebileceğimiz bir yeri güney Mısır'da Assuan'da görmekteyiz. Ancak Assuan taşocaklarında işçilikleri tamamlanmamış veya kısmen tamamlanmış birkaç heykel mevcutsa da, bugünkü bilgimize göre Mısır'da, Yesemek niteliğine sahip bir açık hava atölyesi yoktur. Ayrıca Amarna (Mısır) kazıları sırasında bina içinde kapalı bir heykel atölyesinin bulunduğu biliniyor. Ne var ki, bu da açık havada ve bir taşocağının içinde olmadığı için Yesemek ile karşılaştıralamaz.
Anadolu'da:
Yesemek'le karşılaştırılabilecek bir açık hava heykel atölyesi Anadolu'da Domuztepe taşocağında bulunuyor. Ancak Domuztepe'nin sonraki çağlarda yerleşmeye sahne olması ve sonraki yerleşmelere ait bu yapıların inşaatlarında taslakların çeşitli amaçlar için tekrar kullanılmaları, tahrip olmalarına neden olmuş.


Mezopotamya'da:

Heykel malzemesi için özellikle çeşitli sert taşlan ithal etmiş olan Mezopotamya'da Yesemek çapında bir açık hava heykel atölyesi yok. Fakat Mezopotamya plastik sanatında, en erken çağlardan en geç çağlara kadar sert olmayan taşlardan yapılmış heykellerin ve kabartmaların varlığını düşünürsek, bu tip malzemenin tedarik edildiği taşocaklarının varlığını kabul edebiliriz. Nitekim, böyle bir taşocağı Ninova'nın kuş ucumu 50 km. doğusunda Gomel Boğazı'nda bulunuyor. Buradaki taşocağının Asur taş plastik eserlerine de malzeme temin etmiş olması muhtemel... Ancak, burası teknik bakımdan şimdiye kadar araştırılmadığı için daha ayrıntılı bir açıklamada bulunmak mümkün değil.

Suriye'de:

Suriye'nin konuyla olan ilgisi uzak olmasına rağmen iki yerden sözetmek gerekiyor: İlki, Minet elBedia Körfezi'nin batısındaki Ras Shamra taşocağı... İkincisi de Trablusşam'ın kuzeyindeki Tabbat al-Hammam kireç taşı taşocağıdır. Ancak bunlardan hiçbiri Yesemek ile karşılaştırılacak durumda ve önemde değil.

Ege Dünyası'nda:

Gerek Yunanistan'da ve gerekse Ege Denizi'ndeki adalarda bazalt taşocağı veya içinde bazalt işlenen bir açık hava heykel atölyesi yok. Ancak, Naxos'daki heykel atölyesini ve

Panteli Dağı'ndaki taşocakları Yesemek ile karşılaştırılabilir.

Yesemek niteliğinde bir açık hava heykel atölyesi, bugünkü bilgilerimize göre, Eski Dünya'da henüz bulunamamıştır.

 

 


Sponsor bağlantılar, Ev Arkadaşı Ara, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2018 Web Design