.: Bu gün 11.12.2018 11:06:30   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

DİN BİLİMLERİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

 » Batıda Dinler Tarihi

 » Çağdaş Dünyada Din

 » Din Felsefesi

 » Din Psikolojisi

 » Din Sosyolojisi

 » Din Tanımları

 » Din ve İnsan

 » Dindarlık ve İntihar

 » Dini Tecrübe

 » Dinler Bilimi

 » Dinler Tarihi

 » Dünya Dinleri

 

Eski Medeniyet Dinleri

 » Eski Roma Dini

 » Eski Yunan Dini

 » Etrüks Dini

 » Fenike Dini

 » Frig Dini

 » Girit Dini

 » Hititlerin Dini

 » Mu Dini 

 » Sümer Dini

 » Urartu Dini

» Eski Mısır Dini

Hıristiyan Kökenli Dinler

 » Adventistler

 » Cizvitler

 » Gnostisizm

 » Kimbangucular

 » Kuveykırlar

 » Maroniler

 » Metodistler

 » Pentakostalistler

 » Presbiteryenler

 » Süryaniler

 » Unitaryenler 

 

Kabile Dinleri

 » Ainu Dini

 » Dinka Dini

 » Maori Dini

 » Nambaların Dini

 » Şamanizm

 

Orta Doğu Dinleri

 » Dürzilik

 » Hıristiyanlık

 » İslamiyet (Alevilik)

 » İslamiyet (Sünnîlik)

 » Musevilik 

 » Sabiîlik

 » Samirîlik 

 » Zerdüştilik

 

Ortaya Yeni Çıkan Dinler

 » Bahailik

 » Kadıyanilik

 » Moonculuk

 » Mormonlar 

 » Satanizm

 » Tanrının Yolu Topluluğu

 » Uzay Dini

 » Yehova'nın Şahitleri

 

Tanrı ve Dini Reddedenler

 » Agnostisizm

 » Ateizm

 » Panenteizm

 » Panteizm

 

Taraftarı Kalmayan Dinler

 » Bogomiller

 » Druidler

 » Ebiyonitler

 » Hurufiler

 » Mani Dini

 » Paflikyanlar

 » Tapınak Şövalyeleri

 

 » Tarikat, Kült, Mezhepler 

 

Uzak Doğu Dinleri

 » Budizm

 » Hinduizm

 » Janizm

 » Konfüçyüs Dini

 » Sihizm

 » Şintoizm

 » Taoculuk 

 

 » Misyonerlik

 » Modern Dünyada Din

 » Tarihsel Bilinç

 » Toplumsal Düşünce-Din

 » Yeni Dini Haraketler

EDEBİYAT

EKONOMİ

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ

SOSYOLOJİ

 

 

DİN ve DİN FELSEFESİ

Paul TILLICH

Çeviren

Doç.Dr. Zeki ÖZCAN


Din felsefesinin konusu dindir. Fakat bu basit tanım, bir problemi, genel olarak, din felsefesinin temel problemini içerir. Bu problem şudur: Felsefe dinde, kendisinin her nesnelleştirmesine karşı direnen bir objeye rastlar. Din ne kadar güçlü, orijinal, katıksız ise, kavramsal yapıların genelleştirilmesinden o kadar kurtulduğunu ileri sürer. Vahiy ve kurtuluş gibi kavramlar, din kavramının açıkça karşıtıdır. Vahiy ve kurtuluş, tek ve etkin tanrısal bir müdahaleyi ifade eder; oysa "din", bir manevi fiiller ve kültürel yaratmalar serisini, genel bir kavram altında toplar. "Vahiy" Tanrı'nın etkinliğinden; "din" insanın etkinliğinden söz eder; "vahiy"in sözünü ettiği şey tek, kendi kendine yeten, mutlak bir olaydır; dinin anlattığı şey ise tekrar edilebilen, kendi kendine yetmeyip daima göreceli olan durumlardır. "Vahiy", hayata ve ruha yeni bir hakikatin girişinden; "din", daima verilmiş, hayati bir hakikatten ve manevi, zorunlu bir fonksiyondan söz eder. Din kültürden söz eder; vahiy kültürün bir ötesinden. Bu nedenle din, kendine "din" adını verdiğimizde gerçek özüne ulaştığını hisseder. Bu nedenle din, din felsefesine kapılarını kapar ve teoloji sadece vahyin bilgisi olduğu ölçüde, özellikle teolojiyi benimsemeye hazır olur. Sonuç olarak din felsefesi, dinin karşısında kendini, şu iki şeyden birini yapmak zorunda hisseder: Ya kavramak istediği objeyi veya kendini dışlamak. O, dinin vahiy olma iddiasını göz önüne getirmezse objesini kaybeder ve gerçek olma iddiasını göz önüne getirmezse objesini kaybeder ve gerçek dinden söz edemez; bu iddiayı kabul ettiği zaman teoloji olur.

Din felsefesi bu iki yolu da kullanamaz. Birinci yolu izlerse (objesini dışlarsa ç.n.), hedefinin yakınında geçip gider; ikinci yolu izlerse (kendini dışlarsa), çabası hem din felsefesini hem de genel felsefeyi dışlamakla sonuçlanacaktır. Bir konunun felsefeye temelden kapalı olduğunu kabul etmek, felsefenin kendisi için hak olarak ilan ettiği her konuyu inceleme yetkisini tartışmaya açmak demektir. Gerçekte o zaman felsefenin bu konuyla, yani din ile bilginin diğer alanları arasındaki sınırı tespit etmeye gücü yetmez. O zaman vahiy, her alanda iddialar ileri sürebilir ve felsefenin bu iddialara karşı koyabilmek için hiçbir silahı olmaz. Bir konuda taviz vermek, her alanda taviz vermeye mecbur olmaktır. Gerçekte vahiy bu tür iddiaları içerir. Eğer o, şartlının dünyasına şartsızın girmesi ise, diğer alanlardan birine, kültürün yanında dine dönüşmekten geri kalamaz. Üstelik vahiy, kabul ettiğimiz hakikati, hakikatin bütün bilgisinin temeli gibi düşünmek zorundadır. O, din felsefesinin yerine bilgi teolojisi, sanat teolojisi, hukuk teolojisi, toplum teolojisi vs. koymak zorundadır. Vahiy, şartsız bakış açısının yanında, onunla eşit haklara sahip, şartlı bir bakış açısının varlığını kabul edemez. Bunu kabul etmek, kendisinin şartsız özelliğinden vazgeçmek olacaktır.

Din felsefesinin vahiy doktriniyle bu karşıtlığı, din felsefesi probleminin en çetin biçimiyle ortaya koyar. Bu, sadece diyalektik bir problem değildir: Söz konusu problem, en ciddi kültürel çatışmalara yol açarak ve en güçlü kültürel yaratımlara ulaşarak, kendi gerçekliğini ortaya çıkarır. Kültürel hayatın (Geistesgeschichte), felsefenin ve dinin tarihi hemen hemen bu biçimlerden birinin veya öbürünün saf gerçekleşmelerini açığa vurur. Ortaçağın sonu kültürel çatışmaların, Aydınlanma Dönemi kültürel yaratımların örneğidir. Diğer taraftan vahiy ve kültür, bazen sentez yapılmaya, her ikisinin ortası bulunmaya çalışılmıştır. Bu teşebbüs, Ortaçağın başında vahiy doktrininin gözetiminde; idealizmde Ortaçağın sonundaki İngiliz deneyciliğinde ve teolojik Kantçılıkta iki kutbun yan yana konulduğunu görüyoruz. Fakat, sınırların çizilmesi çözüm değildir. Hakikatin felsefi bilincini ve vahyin şartsız özelliğini diğer alanlar arasındaki bir alana hapsettiğimizde, felsefi bilimci ve şartsız özelliği ortadan kaldırırız ve bu mahiyetteki her teşebbüs başarısızlığa mahkumdur. Sınırlar çizme yöntemi, sınırları kimin çizmesi gerektiğini belirle problemi önünde zorunlu olarak başarısızlığa uğrar; gerçekte her iki taraf (vahiy ve felsefe ç.n.) bu hakka sahip olduklarını iddia eder. Ve bununla birlikte karşıtlık aşılmak zorundadır; çünkü bu karşıtlık bilincin birliğini yok eder, din veya kültürün bozulmasına neden olur. Nahif bir iman iki taraftan birini, açıkça normatif olarak düşündükçe -ister vahiy doktrini isterse felsefi doktrini söz konusu olsun - ve diğer tarafı feda ettikçe, çatışma gizliden devam eder. Fakat nahifliğin kaldırılması durumunda, -felsefi nahiflik veya dini nahiflik söz konusu olsun- geriye sadece sentetik bir çözüm kalır. Tamamen başka bir çıkış yolunun sonu kapalıdır. Nahifliğe hesaplı (calcule) bir geri dönüş hilecidir; tek yol ileriye doğru, zıtları içeriden fethetmeye doğru giden yoldur. Sadece sentez yolu doğrudur; bu yol, pek çok başarısızlıklarına rağmen gereklidir ve (sürekli ç.n.) başarısızlığa mahkum değildir. Gerçekte vahiy doktrininde ve felsefede öyle bir nokta vardır ki, orada her ikisi birdir. Din felsefesinin kesin görevi bu noktayı bulmak ve buradan hareketle sentetik bir çözüm hazırlamaktır.

Kaynak : Paul, Tillich, Din Felsefesi, Çeviren: Doç. Dr. Zeki Özcan, Alfa yayınları 2000.


 

 


Sponsor bağlantılar, Ev Arkadaşı Ara, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2018 Web Design