.: Bu gün 12.12.2018 18:26:57   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

DİN BİLİMLERİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

 » Batıda Dinler Tarihi

 » Çağdaş Dünyada Din

 » Din Felsefesi

 » Din Psikolojisi

 » Din Sosyolojisi

 » Din Tanımları

 » Din ve İnsan

 » Dindarlık ve İntihar

 » Dini Tecrübe

 » Dinler Bilimi

 » Dinler Tarihi

 » Dünya Dinleri

 

Eski Medeniyet Dinleri

 » Eski Roma Dini

 » Eski Yunan Dini

 » Etrüks Dini

 » Fenike Dini

 » Frig Dini

 » Girit Dini

 » Hititlerin Dini

 » Mu Dini 

 » Sümer Dini

 » Urartu Dini

» Eski Mısır Dini

Hıristiyan Kökenli Dinler

 » Adventistler

 » Cizvitler

 » Gnostisizm

 » Kimbangucular

 » Kuveykırlar

 » Maroniler

 » Metodistler

 » Pentakostalistler

 » Presbiteryenler

 » Süryaniler

 » Unitaryenler 

 

Kabile Dinleri

 » Ainu Dini

 » Dinka Dini

 » Maori Dini

 » Nambaların Dini

 » Şamanizm

 

Orta Doğu Dinleri

 » Dürzilik

 » Hıristiyanlık

 » İslamiyet (Alevilik)

 » İslamiyet (Sünnîlik)

 » Musevilik 

 » Sabiîlik

 » Samirîlik 

 » Zerdüştilik

 

Ortaya Yeni Çıkan Dinler

 » Bahailik

 » Kadıyanilik

 » Moonculuk

 » Mormonlar 

 » Satanizm

 » Tanrının Yolu Topluluğu

 » Uzay Dini

 » Yehova'nın Şahitleri

 

Tanrı ve Dini Reddedenler

 » Agnostisizm

 » Ateizm

 » Panenteizm

 » Panteizm

 

Taraftarı Kalmayan Dinler

 » Bogomiller

 » Druidler

 » Ebiyonitler

 » Hurufiler

 » Mani Dini

 » Paflikyanlar

 » Tapınak Şövalyeleri

 

 » Tarikat, Kült, Mezhepler 

 

Uzak Doğu Dinleri

 » Budizm

 » Hinduizm

 » Janizm

 » Konfüçyüs Dini

 » Sihizm

 » Şintoizm

 » Taoculuk 

 

 » Misyonerlik

 » Modern Dünyada Din

 » Tarihsel Bilinç

 » Toplumsal Düşünce-Din

 » Yeni Dini Haraketler

EDEBİYAT

EKONOMİ

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ

SOSYOLOJİ

 

 

DİNİ TECRÜBENİN FENOMENOLOJİK TAHLİLİ

Douglas ALLEN


Dini fenomenleri dini olmayanlardan ayırdeden kriterlerle, dini bir fenomenin anlamının izah edilmesini sağlayan kriterler arasında bir ayırım yapılabilmelidir. Bir sanat eserinin diğerlerinden ayırdedilmesine ve manasının anlaşılmasına imkan veren ölçütlerin formüle edilmesinde de aynı ayırım sözkonusudur.
Bu ayırımdan itibaren, Eliade'nin metodolojisi benim düşünceme göre, iki anahtar fikir sunmaktadır: Kutsalın ve profanın diyalektiği 1 ile sembolizmin veya sembolik yapıların baskın özelliği. Kutsalın diyalektiği üzerine yaptığı açıklamada Eliade, dini fenomenleri ayırdetmeyi başarır; sembolizm ile ilgili yorumu, kutsal tezahürlerinin ekseriyetinin anlamını kavrayabileceği kuramsal çerçeveyi oluşturmaktadır. Sembolizm üzerine düşünceleri ise, yapısal hermenötiği için, fenomenolojik temeli meydana getirmektedir. Eliade'ın sembolizmi analizine eklenmiş kutsalın diyalektiği, onun yaklaşımından kaynaklanan ve indirgenemez biçimde dini olan 'manâ'ya ulaştırır.

Bu incelemede, anahtar fikirlerden ilki üzerinde yoğunlaşacağız. Eliade, dini fenomenleri vasıflandıran kriterleri belirleme denemelerinde bu anahtar düşünceden yararlanır. Tahlil amacına yönelik olarak metodolojisinin birkaç ilkesini ele alacağız. Bu tür bir yaklaşım, Eliade hermenötiğinde, zamansal bir düzenin varlığını telkin edebilir. Eliade, öncelikle fenomenolojik Epoche'yi ve homo religious'un deneyimine katılma eğilimini barındıran kutsalın indirgemeciliği üzerinde durur. Sonra, kutsalın tezahür koşullarını imgelem ile yeniden yaratmayı dener, ve kutsalın diyalektiğine göre kutsalın tezahürünün yönelmişliğini (intentionnalite) anlamaya çalışır. Nihai olarak, kendi dini sembolizmi yorumla tarzı üzerine inşa edilmiş olan hermenötik doğrultusunda, manayı kavramaya çaba gösterir.

Mircea Eliade'ın metodolojisinde, zamansal bir düzenin varlığını telkin eden bu yorumun yetersiz olduğu aşikardır; örneğin, yalnızca verilerin bildirdiklerinden yola çıkarak kendi yorumunu askıya almakta ısrar etmesi durumunda olduğu gibi. Fenomenologların en biliçlilerinden olan Eliade, elbette ki, sadece epoche'yi 'kullanmak' ya da 'hatırlamakla' yetinemezdi. Fenomenolojik epoche, belirli bir özeleştiri yöntemini, kendi içinde öznel bir incelemeyi, tabii olduğu kadar 'bağımsız' olan dönüşümleri içermektedir. Sonuç olarak bizler, kendi kaidevi yargılarını askıya almasına yol açan ve homo religious'un deneyimlerinin manalarını algılayabilme olanağı veren diğer metodolojik ilkeleri ve hermenötik çerçeveyi açıklığa kavuşturmadan, Eliade'nin fenomenolojik epoche'sinin doğasını gerçek manada kavrayamazdık.

Kısaca, Eliade metodolojisinde bütünü meydana getiren hermenötik ilkeleri ve elinizdeki çalışmada aydınlatılmamış yapısalcı ilkeleri sadece belirtmekle yetineceğiz. Zamansal düzene dair her yanılsama (illusion d'ordre temporel), analitik açıklama ihtiyacının istenmeyen sonucudur.

Eliade'a göre dinler tarihçisi2, 'ampirik bir yaklaşım yönteminden yararlanır' ve yorumlanması gerekli olan belgeleri toplamakla işe başlar3. Müller, Tylor, Frazer ve diğer geçmişteki araştırmacılardan farklı olarak çağdaş bilimadamı 'sırf tarihsel belgeler üzerinde' çalıştığını idrak eder.4 İnsanlığın dini deneyimlerinin ifadeleri olan tarihsel verilerden yararlanmak üzere, Eliade başlangıç noktasına döner. Bu fenomenolojik yaklaşım aracılığıyla verileri çözümlemeyi, tanımlamayı ve homo religious'un Lebenswelt'ini oluşturan dini fenomenleri yorumlamayı dener.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Mircea Eliade yorum gerektiren dini belgeleri biraraya getirir, dini fenomenleri betimlemeye çalışır vs. Ancak hangi belgelerin toplanacağına, hangilerinin yorumlanacağına nasıl karar verilecek? İşte bu ve benzeri sorulara cevap verebilmek için, dini tezahürleri ayırdedebilmek amacıyla, Eliade'ın yararlandığı birkaç metodolojik ilkenin gösterilmesi gereklidir.

Kutsalın İndirgenemezliği

Kutsalın indirgenemezliğinin 5 metodolojik ilkesi, Eliade'ın geçmişteki indirgemeci yaklaşımlar hakkında yaptığı eleştirilerden anlaşılır gibi görünmektedir. Doğrusu bu anti-indirgemeci tutum bana, Eliade'ın geçmiş yaklaşımları reddetmesinin temelinde yatan neden gibi görünüyor. Burada eleştirinin 6 ayrıntılarına girmeye gerek yok, ancak göze çarpan birkaç noktayı ele almakla yetineceğiz. Genellikle önceden belirlenmiş belirli normlardan (rasyonalist, pozitivist, vs.) ilk etnolog ve filologlar, verilerini her ne pahasına olursa olsun tek yönde ilerleyen şemalara uyarlıyorlardı. Bir dinin, kendi mümini için ne gibi bir anlam ifade edebileceğini araştırma zahmetine girmiyorlardı. Çağdaş düşüncedeki atılımın ürünü olan değer yargıları da betimlemeye dahil edilmekteydi.

20. yüzyılda, Durkheim ile sosyoloji, Freud ile psikoloji, kutsalın yeni boyutlarını açığa çıkarmışlardır, zira dinin manasını kendi sosyolojik veya psikolojik tahlillerine uyarlamaktaydılar. Benzer şekilde Eliade, yayılmacılığın (diffusionisme) ve işlevselciliğin (fonctionnalisme) verilerinden yararlandığını kabul eder, ancak yayılımın uygulanması ya da dini bir fenomenin işlevinin belirlenmesi anlama verilen öneme mani değildir.

Eliade'ın eleştirisi, sıklıkla sözünü ettiği, aşağıda yer alan anti-indirgemeci kuramla sonuçlanır: Dinler tarihçisi, dini fenomenleri, dini bir olgu olarak kendi referans alanlarında anlamaya çalışmalıdır7. Yorumumuzun diğer birkaç referans alanına indirgenmesi, onun maksadının (intentionnalite) gözardı edilmesi olur. 'Belli bir fenomenin özünü fizyoloji, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, dilbilim, sanat ya da diğer bir inceleme aracılığıyla anlamaya çabalamak yanlış bir girişimden ileri gelmektedir, zira bu araştırmada tek ve indirgenemez unsur olan kutsal unsuru eksiktir.'8 Rudolf Otto, Wach, van der Leeuw ve daha birçoklarının görüşü ise şudur: dinler tarihçisi dini tecrübenin temel olarak indirgenemez olan özelliğine saygı göstermelidir.

Eliade, usanmadan, indirgemecilik karşıtı düşüncesini şu ilkeyle açığa vurmaktadır; fenomeni gönderme yapan (referent) yaratır. Henri Poincare'nin ironik sorusunu sıklıkla aktarır: 'Fili sadece mikroskopla incelemiş olan bir doğa bilimci, bu hayvan hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu iddia edebilir mi? Mikroskop, bütün çok hücreli organizmalarda her yönüyle aynı olan hücrelerin yapı ve mekanizmalarını açığa çıkarır, fakat herşey bundan mı ibarettir? Mikroskobik ölçütte bu sorunun cevabında tereddüt edebiliriz. Ancak fili en azından zoolojik bir fenomen olarak sunma avantajına sahip olan insani görüş düzeyinde, bu sorunun cevabı hiçbir şüpheye yer vermez.9'

Eliade'ın, kutsalın indirgenemezliği hakkındaki metodolojik prensibinin, bir dinler tarihçisinin görevine bakış açısından kaynaklandığı söylenebilir. Böyle bir tesbitin kanıtı, en azından başlangıcında bir tecrübeyi devam ettirmeye ve düşünce düzleminde kendini o tecrübeyi yaşamış insanla özdeşleştirerek, onu anlamaya çalışan, bizzat fenomenoloğun yönteminde bulunmaktadır. Kendi kuralcı referanslarını kendi verilerine uyarlayan önceki araştırmacılardan farklı olarak, Eliade, verilerinin ne gibi şeyleri ifşa ettiğini görebilmek amacıyla, fenomenleri, tahrif etmeden fenomen sıfatıyla değerlendirmeyi arzulamaktadır. Böylelikle bu veriler, bazı insanların kendilerince dini saydıkları bazı tecrübeler yaşadıklarını görmeye sağlamaktadır. Fenomenolog, öncelikle, kendi verileri tarafından ifade edilen başlangıçtan gelen gayeye (intentionnalite) saygı göstermeli, bu gibi fenomenleri, dini bir olgu olarak anlamaya çalışmalıdır.

Kısaca, indirgenemezliğin metodolojik ilkesi, gerçek manada, fenomenolojik bir epoche'nin varlığı hususunda ısrarlı olmaya dayanmaktadır. Bu noktada, Husserl'in fenomenolojik epoche'sinin, indirgemeciliğe muhalif olduğunu hatırlatalım. Fenomenlere, genelde atfedilen yorumları 'parantez içine alarak' veya 'askıda tutarak', fenomenolog, fenomenleri 'sadece fenomen olarak' incelemeyi ve her ne olursa olsun anlamını keşfedip açıklığa kavuşturmayı denemektedir10.

Eğer dini tecrübe ve ifadelerini gösteren indirgenemez bazı modların varlığı sözkonusu ise, o halde 'idrak yöntemimiz modun verisi karşısında eğilmelidir.'11 Homo Religiousus, kutsalı sui generis gibi hissetmektedir. Eğer bizlerde, başkası tarafından yaşanmış dini fenomenlere katılmayı ve hüsn-ü zan ile anlamayı arzuluyorsak, referansımız diğeriyle karşılaştırılabilir olmalıdır. Sonuç olarak Eliade, indirgenemez dini fenomenler hususunda geçerli bilgiye ulaşabilmek amacıyla, indirgenemez dini bir göndermede bulunanın (referent) önemi üzerinde durur.

Bu hermenötik ilkenin dikkate değer manasını aydınlatabilmek için şu soruya bakalım; Şaman'ın hayvan sesleri çıkararak yaptığı tuhaf taklidi nasıl izah etmeliyiz? Bu fenomen genellikle, şamanın zihinsel sapkınlığının çarpıcı kanıtı olan patolojik 'cinnete tutulmuşun' bir tezahürü şeklinde açıklanmıştır. Kuralcı yargılarımızı bir kenara koyarak, öncelikle bu tür bir dini tecrübenin bir başkası için ne gibi bir anlam ifade ettiğini kavramaya çalıştığımızı varsayalım12; böyle bir ortamda, şamanı hayvanlara bağlayan dostluk ilişkisi ve şamanın hayvanların dilini bilmesi, Eliade'a göre, 'cennetsi (paradisial)' bir sendromu açığa vurmaktadır. Hayvanlarla iletişim ve dostluk, başlangıçta insanın (l'hamme originel) 'cennetsi' durumunun kısmen de olsa yeniden bulunmasının araçlarıdır; bu mutluluk ve kendiliğinden oluş, 'düşüş'ten önce in illo tempore'de mevcuttur, oysa şimdi, kutsaldışı (profan) insan için erişilmez bir durumdur. Buradan yola çıkarak Eliade, bu 'tuhaf davranışın', 'günümüzde büyük değere sahip olan, tutarlı bir fikriyatın parçasını' oluşturduğunu görür. 'Şiddetli cinnet arzusu'nu barındıran bu fikriyat doğrultusunda Eliade, birçok şamanik fenomeni açıklamayı ve insanlık tarihi boyunca gelmiş diğer dini fenomenlerle şamanın vecd tecrübesi arasında ilişkiler kurmayı başarır.13

Eliade, kutsalın indirgenemezliği üzerinde ısrar eder, fakat, indirgenemez tezahürlerin algılanmasında gerekli olan hermenötik altyapıyı (infrastucture) tanımlamaz. Şimdi, kutsalın tezühür koşullarını imgelem ile yeniden meydana getirmelidir; bunu yaparken, verilerinin yönelmişliği üzerinde yoğunlaşarak, fenomenolojik bir yaklaşım izliyor gibi görünmektedir.

Kutsalın indirgenemezliğini özetlerken, homo religiosus'un yaşamında yer almanın ve başkaları tarafından yaşanmış tecrübeleri iyi niyetle anlamaya çalışmanın gerekliliği üzerinde durmuştuk. Stephan Strasser şunu gözlemlemektedir: 'Bu otantik durumla, dünya artık bize, objektif veriler bütünü olarak değil, tüm anlamını, varoluşsal yönelimli bir hareketin akışında kazanan ve yine orada beliren, 'gaye içeren bir biçim' (Sinngebilde) olarak görünür.'14

Eliade kendi verilerini incelediğinde, belli bir gayeyi (intentionnalite) ifşa ettiklerini görür. Homo religiosus'un özgül varoluşsal maksadının ifadesi olan, 'gaye içeren biçim' için gerekli koşulları, imgelem ile yeniden yaratmayı dener. 'Kutsalı indirgenemez bir biçim olarak anlama çabalarına, kutsalın yönelimsel modunu yakalama amacında olan teknik bir deneme de eklenmektedir. Eliade hermenötiğinin ikinci ilkesini oluşturan kutsal ve profanın diyalektiğinin başlıca hedefi de bu yönelimsel özelliği elde edebilmektir.'15.

Din ve Kutsal Kutsalın diyalektik yapısını daha iyi kavrayabilmek için öncelikle Eliade'ın dini ve kutsalı ne şekilde tasavvur ettiğini aydınlatacağız. Eliade'a göre, 'Histoire des religions (Dinler Tarihi) başlığında vurgu, tarih kelimesine değil din kelimesine yapılmalıydı. Çünkü tarihi (tekniklerin tarihinden insan düşüncesi tarihine kadar) çeşitli şekillerde inceleme olanağı mevcuttur, buna karşın dini, yani dini olguları ele almanın tek bir yolu vardır. Herhangi bir olgunun tarihi yazılmadan evvel, öncelikle bu olgunun, biçim ve içeriğiyle, muntazaman anlaşılmış olması gereklidir.'16 Bu noktada apaçık bir soru belirmektedir: Din nedir? C.J. Bleeker bu soruyu, dinler tarihinin sorabileceği, 'güncel dini soruların aydınlatılmasına yönelik ilk katkı' olarak kaydeder.17

Roger Caillois'dan sonra Eliade şunu belirtir; 'dini fenomenin şu ana kadar verilmiş tüm tanımlarının ortak bir noktası bulunmaktadır: herbiri kendi üslubuyla kutsal ve dini yaşamın, kutsal-dışı (profane) ve dünyevi yaşama karşıt olduğunu göstermektedir.' Caillois kutsal-profan ayrımının dini fenomeni tanımlamada her zaman yeterli olmadığını kabul eder, ancak böyle bir karşıtlık, her din tanımının içerisinde örtük bir biçimde mevcuttur.18 'Bu kutsal-profan karşıtlığı insanın dini hayatının en önemli değişmeyenidir.'19

Eliade'a göre, din 'zorunlu olarak Tanrı'ya, ilahlara ya da ruhlara inancı içermez, fakat kutsalın tecrübesiyle daima ilişkilidir. 'Kutsal ve profan' dünyada iki varlık biçimi, tarihin akışında insan tarafından üstlenilmiş iki varoluş durumudur.'20 Dini profandan ayıran temel nitelik, dinin kutsal tarafından emilmiş olmasıdır. Kutsal, 'kuvvetin' (van der Leeuw) 'tamamıyla farklı olanın' (Otto), 'nihai gerçeğin' (Wach) deniyimi olarak tanımlanabilir. Diğer dini bağlamlarda ise kutsal 'mutlak gerçek', 'varlık', 'sonsuzluk', 'ilahi', 'metakültürel ve tarihi aşan', 'insanı aşan ve dünyayı aşan', 'yaşamın ve doğurganlığın kaynağı'21 hallerine dönüşmektedir.

Tüm bu kavramlar, din ve kutsal arasında varolan bağlantıyı daha iyi anlamamıza olanak verir. 'Mistik ışık' tecrübeleri üzerine yaptığı yorumlarda Eliade, bir tecrübenin, insanı kendi dünya hayatının veya tarihsel konumununun dışına attığında, niteliği bakımından farklı bir evrene, aşkın ve esenlik dolu bir dünyaya taşıdığında, dini olabileceğini kavramış görünmektedir. 'Yoga, dini bir değer barındırmaktadır. Çünkü, 'normal' ve 'dünyevi' olana, 'tabii eğilimlere' karşı tepki göstermektedir. Yoga, 'özgürlüğe', 'güce' yani kutsalın sayısız modalitelerinden birine karşı istek uyandırmaktadır.'Coincidentia oppositorum'un sonsuz sayıda ifadeleri, dini deneyimlerin varlığını açığa vurmaktadırlar. Bu ifadeler, insanın dünya üzerindeki 'tabii' ya da 'insani' konumunu aşabilmek için yaptığı arayışlar şeklinde yorumlanabilir; yaşamındaki bu 'zıtlıkları' geçerek ve sonunda 'tam' (total)22 bir varlık durumuna ulaşacaktır.

Eliade, kutsalın bu tanımlarıyla, dinin daima aşkın bir görünüme büründüğünü bildirmeyi amaçlamaktadır. Bu aşkınlığı da, 'mutluluk ve mutlak güç', 'tarihi aşan ve dünyayı aşan' gibi adlandırmalarla ifade etmektedir. Ancak Eliade'ın burada yapmak istediği, dinin evrensel bir yapısını tanımlamaktır: onu özel bir betimlemeye sınırlandırmak ya da ona bir içerik vermek, onu izafı kılmaktır. Tüm bu terimler fazlasıyla spesifiktir. Dinin evrensel karakterinin bu aşkın yapı doğrultusunda belirlenmesinde Eliade; Leeuw, Otto, Wach ve diğerleri tarafından önerilen tanımları reddetmez.

Dinin tanımlanmasında tüm bunların yeterli olmadığının farkındayız. Dinilik barındırmayan bireyin (kendi mekan anlayışını sergileyen bilimadamı örneğinde olduğu gibi), aşkınlığın betimleyici ve maddi bir görünümünü hakim kıldığı örnekler de çok sayıdadır.

Homo religiosus için, dini olan tarafı aşkınlıktan ayırdedebilmek, ancak onun özgül kuralcı temelinden itibaren mümkündür. Bu ise kutsalın diyalektiğinde, 'değerlendirme ve seçim'in yapısı konusuna giriş tarzımızda bulunmaktadır. Burada sadece şunu belirtelim; din, seküler ve profan ile bağlantılı herşeyle kökten bir kopuşu gerektirmektedir. Böylelikle insanı, 'olağan' deneyin, göreli, tarihsel ve 'tabii' dünyasının 'ötesine' taşımaktadır. Eliade, 'dinin temel işlevinin', 'aşkın'23 değerler barındıran 'insanüstü' bir dünya 'özlemini' ortaya çıkarmak olduğunu tesbit edecek kadar ileri gider.


1. 'Kutsalın diyalektiği', 'kutsal ve profanın diyalektiği', 'hierofanilerin diyalektiği'terimlerinin herbiri kullanılacaktır.

2. Bizler, 'dinler tarihi' deyiminden, bütünlüğü içerisinde, tarih, psikoloji, sosyoloji ve din fenomenolojisi gibi 'dalları' da içeren Religionswissenshaft disiplinini anlamaktayız. Bkz. Joachim Wach, Sociology of Religion, Chicago University of Chicago, Phoenix Books, 1964, s.1-2. İşte bu bağlamda Eliade'ı bir dinler tarihçisi olarak ya da daha hususi bir din fenomenoloğu olarak kabul etmekteyiz.

3. Mircea Eliade, 'Methodological Remarks on the Study of Religious Symbolism', History of Religions: Essays in Methodology, M.Eliade and Joseph M.Kitagava yayınları, Chicago University of Chicago Press, 1966, s.88; Bkz. Eliade The Myth of the Eternal Return, Willard R. Trask, New York, Pantheon Books, 1954, s.5-6; Patterns in Comparative Religion, çev. Rosemary Sheed, New York, Meridian Books, 1966, s.14-16.

4. Eliade, 'The Quest for the 'Origins' of Religion', History of religions,4, no.1, 1964, s.169. Bu makale bazı değişikliklerle The Quest'te yayımlanmıştır: History and Meaning in Religion, Chicago, University Press, 1969, s.37-53; Patterns, s.2-3.

5. Bu inceleme bittikten sonra David Rasmussen'in makalesiyle karşılaştım, 'Mircea Eliade: Structural Hermeneutics and Philosophy', Philosophy Today; 12, no.2/4 (1968), s.138-146. Bu mükemmel makale, beni, kendi çalışmanın düzenini tekrar tekrar gözden geçirmeye zorladı. Ben de Rasmussen'in, Eliade hermenötiğinin temel ilkesi olarak 'kutsalın indirgenemezliği'ne verdiği önceliğe daha özgül bir tarzda uydum.

6. Eliade, eleştirilerinin birçoğunu 'The History of Religions in Retrospect: 1912-1962', Journal of Bible and Religion, 21, no.2, 1963, s.98-109. Bu makale The Quest, s.12-36'da genişletilmiş olarak yer alır.

7. Örnek olarak, Bkz. Eliade, Myths Dreams and Mysteries, New York, Harper & Bros, 1960, s.13; 'History of Religions and a New Humanitarism', History of religions, I, no.1. 1961. Bazı ek unsurlarla bu makale The Quest, s.I-II'de yeniden yayımlanır.

8. Patterns, s.XIII.

9. Eliade, 'Comparative Religion: It's Past and Future', Knowledge and the future of Man, Walter J.Ong yayınları. S.J., New York, Holt, Rinehart Winson, 1968, s.251; Patterns, s.XIII; Myths, Dreams and Mysteries, s.131.

10. Nathaniel Lawrence and Daniel O'Connor, 'The Primary Phenomenon: Human Existence', Readings in Existencial Phenomenology , Nathaniel Lawrence and Daniel O'Connor yayınları, Englewood Cliffs, N.J., Prentice-Hall, Inc. 1967, s.7 (Önsöz9

11. Charles H.Long, 'The Meaaning of Religion in the Contemporary Study of the History of Religions', Criterion, 2, no.2, 1963, s.25; Joachim Wach, The Comparative Study of Religions, New York, Columbia University Press, 1961, s.15.

12. Eliade, şamanizmin bir tür psikopatolojik duruma benzetilmesini reddetmeye devam eder: 'patolojik kriz, dini bir deneyim olarak değerlendirilip sıhhate kavuşulduğunda ancak bir şaman haline gelinebilir.'; 'şamanizmin uygulanması bile daima bir şifayı, bir kontrolü ve bir deneyi beraberinde getirmektedir'. Şamanik katılım, 'bir nevroz tarafından algılanabilmesi oldukça güç olan aşırı karmaşık, teori ve tatbiki bir bilgiyi' içermektedir (Bkz. Shamanisme: Archaic Techniques of Ecstasy , New York, Pantheon Books, 196, s.14, 23-32; From Primitives to Zen, New York, Harper & Row, 1967, s.423-424; 'Recent Work, on Shamanism: A Review Article', History of Religions, I, no.1, 1961, s.155.

13. Eliade, 'The Yearning for Paradise in Primitive Tradition', Daedalus, 88, 1959, s.258, 261-266.

14. Stephen Strasser, The Soul in Metaphysical and Empirical Psychology (Pittsburg, Duquesne University Press, 1962, s.3.

15. Rasmussen, s.140.

16. Eliade, Images and Symbols, New York, Sheed&Ward, 1961, s.232

17. C.J.Bleeker, 'The Future of the History of Religions', Numen, 7, fask.3, 1960, s.232.

18. Patterns, s.1; Eliade, The Sacred and the Profane , New York, Harper Torchbooks, 1961, s.10; Roger Caillois, Man and the Sacred, Glencoe, Free Press, 1959, s.13,19.

19. Eliade, 'Structure and Changes in the History of Religion', Chicago, University of Chicago Press, 1960, s.353. Winston L.King, Introduction to Religion: A Phenomenological Approach, New York, Harper & Row, 1968, s.32'de şunları yazar: 'Klasik dilde, kutsal olmayan şey profandır, ancak günümüzde 'profa', yalnızca kutsal olmayanı hatırlatmaktan çok, kutsalın karşıtını anımsatmaktadır.' 'Profan' kelimesine verilen bu anlamdan kaçınmamız gerektiği halde, bu terimi kullanmaya devam edeceğiz, zira Eliade'ın tüm yapıtında bu terim karşımıza çıkmaktadır.

20. 'Önsöz', The Quest, s.I; ve The Sacred and the Profane, s.14.

21. Örneğin, Bkz. Eliade, Rites and Symbols InitiationNew York, Harper Torchbooks, 1965, s.130; Yoga: Immortality and Freedom, New York, Pantheon Books, 1958, s.165; The Sacred and the Profane, s.28.

22. Eliade, Mephistopheles and the Androgyne , New York, Sheed&Ward, 1965, s.76, 78-124; Yoga, s.96.

23. "Structures and Changes in History of Religion"da ve City Invisible s.366'da Eliade'a göre, "dinin temel işlevi, insanüstü bir dünyaya ruhani ve aksiyomatik değerler dünyasına bir 'açılımı' sağlamaktadır."

Kaynak: "Din ve Fenomenoloji", Yayına Hazırlayan Constantin Tacou, İz Yayıncılık, İstanbul, 2000, s.63-73


 

 


Sponsor bağlantılar, Ev Arkadaşı Ara, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2018 Web Design