.: Bu gün 26.11.2014 08:08:49   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

EKONOMİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

EDEBİYAT

EKONOMİ
 » Bankalar 
 » Bill Gates
 » Bütçe Prosedürü
 » Devalüasyon
 » Devlet
 » Ekonomi Nedir?
 » Ekonomi Sözlüğü
 » Ekonomik Sistemler
 » Genel Anlamda Ekonomi
 » İhracat Nedir?
 » İstihdam
 » Kapitalist Ekonomi
 » Karma Ekonomi
 » Kaynak Sorunu
 » Mikro-Makro Ekonomiler
 » Millî Gelir
 » Para Arz ve Talebi
 » Para Politikası
 » Paranın Hikâyesi
 » Piyasa
 » Şirketler
 » Ücret Kavramı
 » Vergiler I
 » Vergiler II
 » Vergiler III
 » Verimlilik
 » Yabancı Sermaye
 » Yatırım 

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ

SOSYOLOJİ

 
 

 

EKONOMİK SİSTEM


Dünyada iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç “insan oğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak”tır. Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde değişmişlerdir. Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüş vardır.Bu görüş savunucularına göre, toplumu meydana getiren herkes tutarlıdır, kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkınmasını sağlayacaktır. ‘Kapitalizm’ adı verilen bu sistemin bugünkü örneği AMERIKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’dir. Yelpazenin öteki ucunda toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda çalışarak sağlar. Söz konusu sistemin en son aşamasında birey toplumsal, ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında toplumsal ürünlerden ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya gelindiği zaman ‘komünizme’ de varılmış olmaktadır. Henüz bu son aşamaya varamamış olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’dir. Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum için güçler şöyle sıralanabilir: toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler geçmiş dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları başarı ya da başarısızlık oranları.


SOSYALİZM

Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak tanımlanması son derece güç bir kavramdır. Zira çağlar boyunca çok farklı kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildiği gibi günümüzdeki birbirinden çok farklı uygulamalar da aynı biçimde isimlendirilmekte, ya da en azından sosyalizm oldukları iddiasını taşımaktadırlar. “toplumculuk”, “sosyal-demokratlık”, “demokratik solculuk”, “komünistlik”, “sosyalistlik” vb... bir dizi kavramın ifade etmek istedikleri şeyin ne olduğu ancak uygulamanın gözlenmesiyle anlaşılabilmektedir. Üretim araçlarının (ya da en azından temel endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azından denetiminde) bulunduğu ve söz konusu bu devletin çalışan kitleler tarafından denetlendiği ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm denilebilir. Ancak yukarıdaki tanımlamamızda da eksiklikler ve tartışma götürebilecek birçok noktalar vardır. Örneğin: Devlet üretimi denetlediği gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel endüstri alanları devlet elinde yada denetiminde olacaktır? Bu ekonomi içinde fiyatlar neye göre ve nasıl belirlenecektir, nasıl karar verilecektir? Çalışan kitlelerin devleti denetlemesi nasıl olacaktır, hangi sınırlar içinde kalınacaktır? Vs.... İşte tüm yukarıdaki hususlarda herkesin anlaşabileceği ortak tanımlara varmak mümkün olmadığı için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanımlamakta mümkün olmamaktadır. Aslında sosyalizm hemen hemen her ülkede farklı uygulandığı için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farklı ‘sosyalizmlerden’ söz etmek daha doğru olur.


KAPİTALİZM

Sermaye ve kapitalizm kavramları zaman zaman eşanlamda dolayısıyla yanlış kullanılır. Sermaye insanların ihtiyaçlarını tek basına ve dolaysız olarak karşılamaz. Tüketiciler tarafından kullanılan malların üretimine yardımcı olur. Sermaye, insan veya doğa yapısı olabilir. Makineler, aletler, sanayi araçları, fabrika binaları, madenler, ekilebilir topraklar, ham ve yarı mamul mallar ‘sermaye’ kavramının sadece birkaç örneğidir. Kısacası sermaye, üretim sürecinde kullanılan araçların tümüne verilen addır. Kapitalizm ise bu üretim araçları üzerinde bir mülkiyet, bir işletme biçimidir. Kapitalizmi şu şekilde de tanımlayabiliriz: İnsan veya doğa yapısı sermayenin özel ellerde (özel mülkiyet altında) bulunduğu ve kişisel kazanç için kullanıldığı bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizmin görüşleri şunlardır:

1) ÖZEL MÜLKİYET: ‘Özel Mülkiyet’, kapitalist ekonomilerin en önemli temel kurumlarındandır. Özel mülkiyet kavramının anlamı kısaca şudur: Mal sahibine, sahibi olduğu mallar üzerinde tam bir denetleme ve kullanma yetkisi ve hakkı verilmesi, tanınan bu hakkın da toplum tarafından korunması. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel mülkiyet, değer taşıyan nesneleri alma, saklama, kullanma ve elden çıkarma hakkıdır. Ayrıca mal sahibine, malını bizzat kullanma hakkının yanı sıra, o malı başkalarının kullanabilmesi için gerekli şartları koyma yetkisi de verilmektedir.
Özel mülkiyet ortadan kalktığı zaman-ki böyle bir durumda ekonomik kararların kaynağı özel mülkiyet- dışı bir kurum olacaktır. Kapitalist düzen de varlığını yitirecektir.

VERASET:

Genellikle özel mülkiyetin bir kesiti olarak görülen veraset,hiç değilse kurumsal açıdan bakıldığı zaman ayrı bir incelemeyi gerektirmektedir. “Mal tevarüsü” ya da miras yoluyla mal edinmek olarakta adlandırılabilecek bu kurumda iki ayrı hak dizisi görüyoruz: Bunlardan birincisi vasiyet etme hakkı, ikincisi de miras hakkıdır. Veraset kurumu kapitalizmin önemli temel taşlarından biridir.Ortadan kalkması üretim malları mülkiyetinin tedrici bir şekilde kamulaştırılmasına yol açacaktır. Zira gayet kesin bir şekilde zenginlik (sermaye) birikimini teşvik etmektedir. Fakat veraset hiçbir şekilde doğal bir kurum değildir.veraset insanın mutlak yada doğal hakları ararsında görülmez. Özel mülkiyet gibi veraset hakkı da toplum tarafından değişik biçim yada kalıplara sokulabilir. Hatta toplum tarafından insanlara tanınan haklar arasında da çıkabilir. Bu kurumlar insan yapısıdır.Nasıl kapitalist sistem doğal yada mutlak bir sistem değilse kapitalizmi meydana getiren bu kurumlarda aynı şekilde mutlak yada doğal değildir. Sadece sistemin (kapitalizm) doğasındandır. Bir başka değişle kapitalist düzen sürdükçe özel mülkiyet veraset kurumları da devam edecektir.

Özel teşebbüs (girişim) özgürlüğü: Teşebbüs özgürlüğü kapitalist ekonomiler için büyük önem taşır.Müteşebbisin görevi belirli mal ve hizmetlerin piyasaya arz edilmesi gerekli nitelik ve nicelikteki üretim araçlarının bir araya getirilmesi ve eşgüdüm içindeki çalışmalarının sağlanmasıdır.Müteşebbis üretim araçlarının kiralanması alınması ve üretimde kullanılması da
Bir fayda görmediği sürece o araçlar belirli alanlarda kullanmak özgürlüğünü tanımak gerekir.
Üretim süreci bu şekilde yürütülmediği taktirde kapitalist bir düzen altında başka türlüde üretilemez.
“Özel teşebbüs özgürlüğü” kapitalist ekonomilere özgü bir kurumdur.



REKABET:

Rekabetin sayısız biçim ve görünümleri de kapitalist ekonomik düzenlerede damgasını vurmuştur.Rekabet kurumunun ilk ve en önemli görevi kapitalizmin en önemli unsurlarından biri olan değer biçme süreci ile ilgilidir. Kapitalist ekonomilerde rekabet yada serbest pazarlar yada rekabet yoluyla fiyat belirlenmesi mekenizmasınında aksamadan düzgün bir şekilde işlemesi gerekir.Kapitalist ekonomilerde rekabetin en önemli görevlerinden biride mal üretiminde yüksek verimlilik sağlamak ve kurumların yokluğunda hiçbir ekonomik örgütlenme biçiminin uzun ömürlü olması beklenemez.

Kar Amacı: Kar güdüsünün kapitalist ekonomilerdeki yerini ve görevini değişik şekillerde anlatmak mümkündür.Bir açıdan bakarsak diyebiliriz ki kar güdüsü kapitalist ekonomilerin merkezi denetim organıdır.Kar güdüsünün müteşebbisi üretim araçlarını en verimli üretim süreçlerinde kullanmak üzere harekete geçmesi beklenir. Bu kar güdüsü müteşebbisi üretim araçlarını daha az önemli olan yerlerden daha önemli olanlarına aktarması için uyanık tutar.

KARMA EKONOMİ:

Karma ekonomi iki evrensel ekonomik sistem olan “Kapitalizm” ve “Sosyalizm” arasında yer alan fakat özü itibariyle kapitalist sistemin özelliklerini taşıyan bir ekonomik düzendir.Karma ekonomi düzeninin çağdaş kapitalizmin uygulamada varlığı yeni bir aşama değil tamamen bağımsız üçüncü bir sistem olduğunu savunan görüşlerde vardır.
Karma ekonomi düzenini benimseyenlere göre kapitalist düzen libarelizme dayanmaktadır.bu toplumsal görüşte kişinin hakları ve çıkarları ihmal edilmektedir. Kapitalizmin karşısında yer alan “Sosyalizm” de ise toplumun çıkarları her türlü kişisel çıkarın üstünde tutulmaktadır. Oysa “karma ekonomi” düzeninde anılan iki sistemin taşıdığı temel çelişkiler çözülmüş yani kamu yararına kişisel çıkar bağdaştırılmıştır.Ancak kişisel çatışması halinde toplumun çıkarları öncelik kazanmakta ve kişisel bazı temel hakları kısıtlanmaktadır.

MERKANTALİZM:

Merkantilizm bir politik iktisat sistemi olarak yaklaşık 300 yıl (1450-1750) ulusal devletlerin iktisat politikası ilkelerini belirlemiştir. Ortaçağın sonlarına doğru denizaşırı ülkelerdeki keşiflerle ticaret genişlemişti. Bunu izleyerek Avrupa’ya akan altınlar ticari kapitali büyütüyor ve tüccarlara yeni iş alanları açıyordu. İkinci olarak tarımda üretim tekniği değişmesi, tarımsal üretimi piyasaya yöneltmiş, piyasa kanunlarıyla beraber ticari kapitale bağlı hale gelmişti. Ticari sermaye toptan ticarette ve dış ticarette de tekele sahipti. Dış ticarette tüccarlara devlet eliyle tekel verilmesinin nedenleri vardı: Yeni ulusal devletler için ticaret bir gelir kaynağıydı. Denizaşırı ülkelerde ticaretin yüksek rizikosu ise tekeli gerekli kılıyordu. Diğer yandan rizikoyu azaltmak için sömürgeleştirmede önemli bir araç haline geldi ve ilksel kapital birikiminin kaynağı oldu. Ticaretin gelişmesi değişik ülkelerdeki tüccarların çıkarlarını çalışır hale getiriyor, kendilerini rakiplerine karşı koruyacak bir merkezi güce ihtiyaç yaratıyordu. Merkantilisler tüccarın karının ulusal çıkarla özdeş olduğunu, ülkenin gücünü oluşturduğunu öne sürüyorlardı. Merkantilizm paraya ve dış ticarete ön planda yer verdi. Bir dış ticaret fazlası elde edilmesi nihai amaç sayılıyordu. Bir ülkenin kazandığını diğer ülke kaybediyordu. Merkantilistler bundan ötürü ülkelerin çıkarlarının çatıştığını kabul ettiler. Dış ticarette koruma, savundukları ve uyguladıkları dış ticaret politikası oldu. Söz konusu çağda para birimi altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerdi. Bu şartlar altında ülke içinde değerli maden arzını arttırmanın tek yolu değerli madenler ülke içinde üretilmediği sürece ticaret bilançosu fazlası sayesinde ülkeye değerli maden girişini sağlamaktı. Çağın şartlarında ticari çıkarlar para arzının genişletilmesini gerektirmekteydi. Aynı ekonomiden para ekonomisine geçiş, ulusal devletlerin gücünü devam ettirmeleri için ordu besleme, artan üretimi fiyatlar düşmeden satabilme bunu gerektiriyordu. Diğer yandan para arzının genişlemesi enflasyonist bir ortam yaratıyor ve genel olarak borçluların kazandığı bir gelir kategorisi olarak karın daha hızlı yükselmesini sağlıyordu. Çünkü tüccar ve girişimciler toprak mülkiyetine dayanan soylulardan borçlanarak faaliyetlerine girişmekteydiler. Ancak enflasyon borçluya borcunu değeri azalmış bir para ile ödeme olanağı vermekte, yani borç verenlerin aleyhine işlemektedir. Dolayısıyla bu enflasyonist ortamda tüccarlar zenginleşmiş, soylular ise yoksullaşmaya başlamışlardı. Tekellerin desteklenmesi ve para arzının artırılması, merkantalist düşüncenin müdahaleci anlayışa sahip olduğunu gösterir. Diğer yandan merkantalistler daha büyük kamu harcamalarının daha fazla gelir ve istihdam yarattığı görüşündeydi. Daha büyük harcama yapılabilmesi için para arzının artması gerekir. Paranın değerli madene dayandığı dönemde, ticaret bilançosu fazlası bunu sağlamanın tek yoludur. Merkantalistler nüfus artışını özendirmiş, bir ülkenin en büyük hazinesinin iyi beslenmiş insan sayısı olduğu fikrini savunmuşlardır. Bunun bir nedeni askeri gücün insan sayısına dayanmasıdır. Diğer bir nedeni de, üretimin emek olduğu bu çağda ihracat fazlası sağlanması için üretim artışının düşük ücretle gerçekleşme gereğidir. Nüfus artışı emek arzını artırarak ücretler üzerinde aşağı doğru bir baskı yaratır. Merkantalist politika ve düşüncenin çökmesini hazırlayan etkenler aynı zamanda sanayi kapitalizmin doğuşunu da hazırlıyordu. Üretimde makinaların kullanılmaya başlanması, 18. yüzyılda İngiltere’de yapılan teknolojik buluşlar, ticari kapitalizme geçmesini hazırlamıştı. Ayrıca gelişen dış ticaret ve altın ve gümüş stokunun artmasına bağlı uzun dönemli fiyat artışları burjuvaları çok zenginleştirmişti. Sanayi kapitalizminin başlangıç aşamasında da devam eden ve ihracatı özendiren müdahalecilik, sanayiinin güçlenmesini sağladı. Merkantalizmi kısaca özetlemek gerekirse: Merkantalizm, Avrupa’nın her ülkesinde farklılıklar gösteren bir iktisat politikası sistemi oluşturur. Ülkeye göre değişen bu düşünce, İngiliz-Hollanda okulu, Fransız okulu, Alman okulu ve İtalyan-İspanyol okulu olmak üzere dört sınıfta toplanabilir. Merkantalizm :1450-1750 yılları arasında yani Ortaçağ ve Fizyokrasi arasındaki dönemde gelişen düşüncelerin bütünüdür. Merkantalistlerin temel ilkeleri şöyledir:

-Merkantalizm, moneter bir doktrindir. Amaç, para miktarın arttırmaktır. Değerli madenlerin hakimiyeti esasına dayanan bu görüşte milli servet değerli madenlerin çoğuyla ölçülür.

-Müdahaleci bir doktrindir. Devletçiliği benimseyen bu görüşte devlet, iktisadi faaliyetleri belirlemeli ve yönetmelidir.

-Yukarıdaki iki ilke, beraberinde “dış ticarete önem verme” ilkesini getirir. Buna göre dış ticaret, ülkeye daha çok değerli maden girmesi için yapılmalıdır. Amaç, aktif (ihracat>ithalat) bir dış ticaret bilançosudur.

-Merkantalizmin sanayileşme anlayışı, nüfus artışını da beraberinde getirir. Çünkü emek arzının artışı ücretleri düşüreceğinden sanayi üretimi ve ihracat artar.

-Nüfus hareketleri ve tarımsal üretim ilişkisi (tarımsal üretimin arttığı dönemlerde toplam tarımsal gelirin düşmesi) şeklindeki King Kanunu ilk kez bu dönemde ortaya konmuştur.
Paranın miktar teorisinin çok ilkel bir ifadesi burada yer alır. Buna göre; MV=PT şeklindeki Fisher denkleminde V’nin kavranmış etkisi açıkça belirlenmemekle beraber lüks mal talebinin yükselişinin fiyat artışlarını körüklemesi dolayısıyla harcamaların hızlanması (J.Bodin) şeklindeki tespit, V’nin kavranmış olduğu şeklinde yorumlanabilir.

-Paranın değeriyle ilgili olarak da madeni paralarının ayarındaki değişmelerinin piyasalarda dengesizliğe yol açacağını savunan “kötü para iyi parayı kovar” ilkesi de bu dönemde kalan bir görüştür.

İngiliz Merkantilizmi

Ticari Merkantilizm olarakta bilinen bu görüşün dört amacı vardır:
-Sömürge geliştirerek deniz gücünü arttırmak,
-İthalattan fazla ihracat yapmak (sanayi ürünleri için),
-İhracattan fazla ithalat yapmak (tarım ürünleri için),
-Milli sanayiini ikinci planda bırakmak,

Fransız Merkantilizmi

-Colbertizm olarakta bilinen bu görüş, temelde sanayiime yönelik ve devletçidir,
-Amaç; para stokunu arttırmak olup bu, sanayiinin gelişmesine bağlanmıştır.
-Sanayiinin gelişmesi için devlet, ihraç mallarının fiyatını düşürecek şekilde politikasını ayarlamalı, çeşitli eyaletler arsında gümrükler kaldırılmalıdır.
Fizyokrasiyi de önemli ölçüde etkileyen bu görüşün temsilcileri; J.B.Colbert ve
R. Cantillion’dur.

Jean Baptist COLBERT

Fransız Merkantilizmi’nin kurucusu sayılabilir. Fransız Merkantilizmi’ne yaptığı katkıdan dolayı Colbert’in görüşlerine Colbertizm de denmiştir. Temel görüşleri şöyledir:
-Colbert’e göre sanayileşmenin amacı altın biriktirebilmektedir. Bunun için dış ticarette ihracat arttırılmalıdır.
-Colbert’in sanayileşme anlayışı üç aşamalıdır:
1) İktisadi liberalizm aşaması: ticaret için hürriyet ve güven gereklidir,
2) Himayeci merkantilizm aşaması: devlet himayeciliği tekrar göze çarpar.
3) Liberalizme dönüş aşaması: Amaç; ticaretin tamamen serbest bırakılmasıdır.

Richard CANTILLON

Fransız Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan R.Cantillon’un bazı görüşleri şöyle sıralanabilir:
-Cantillon’a göre iki türlü değer vardır:
1) Malın öz değeri (üretim faktörünün miktar ve nitelik olarak ölçüsü),
2) Malın piyasa değeri (arz ve talebe oluşan değer),
-Uluslar arası ticaret konusunda; ülkeden değerli maden çıkarılması yerine daha fazla ihracat yoluyla değerli madenin ülkeye girmesini savunur.
-Cantillon para hacmi ve parasal değişmeleri incelemiş, özellikle enflasyonla ilgilenmiştir.

Alman Merkantilizmi

-Milli ekonomi gelişmelidir. Bu açıdan devlet müdahalesi kaçınılmazdır.
-Uluslar arası ticarette özellikle ihracat artışına önem verilmelidir.
-Nüfus arttırılmalıdır.
-Tarım korunmalıdır.
Alman Merkantilizmi’nin daha sonraları ortaya çıkan Tarihçi Okula etkisi olmuştur.
Diğer Merkantilist yazarlar ise şöyledir:

Thomas MUNN

Alman Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan T.Munn’un görüşleri şöyledir:
-Refahı sağlamak için özellikle dış ticarete önem verilmelidir (ihracat>ithalat), iç ve dış ticarete devlet müdahalesi olmamalıdır.
-Sert önlemlerle fiyat hareketlerinin önüne geçilebilir.
-Para miktarının, ithalat ve ihracat karşılaştırmasıyla belirlenmesi gerekir.
-Devletin gücü; sahip olduğu para ve maden stokuyla ölçülür.

William PETTY

Bazı görüşleriyle Merkantalist sayılan yazar, liberal iktisada öncülük etmiştir.
W.Petty’nin bazı temel görüşleri şöyledir:

-Objektif değer kavramının temellerini atmıştır. Değeri oluşturan unsurlar arasında emeğin yanında toprağında bulunduğunu savunur.
- Rant kavramını modern anlamda ele alan ilk yazardır. Petty’e göre rant; işçinin geçimi için gerekli harcamanın üretim maliyetinden çıkarılmasından sonra kalan fazlalıktır.
-Faizi, bir kimsenin parasını bir başkasına belli bir süre geçmeden geri istememek şartıyla vermesi halinde aradan geçen sürede katlandığı zahmet için aldığı karşılık olarak tanımlanır.
Petty’e göre fiyat, değerin ölçüsüdür. Değerin ölçüsüdür.Değerin temeli ise emektir. Fiyatın temeli emek olduğuna göre emek, “Gerçek fiyat” tır “Mübadele fiyatı” ise rekabet piyasasındaki fiyattır. Nüfusun artışından yanadır.

Sir Dudley NORTH


Alman Merkantilizmi’nin gelişimine büyük katkıda bulunan North,Merkantalizm düşüncelerine sahip olsa da Liberalizm’in öncülerindendir. Bazı temel görüşleri şöyledir:
-Rant nasıl toprağın kiralanmasının karşılığı ise faiz de paranın kiralanmasının karşılığıdır.
-Sermaye, kendi kendini büyüten bir değerdir. Gerçek zenginler para sahibi olanlar değil,toprak sahipleri ( sermayedarlar) dır.
-Fiyat,malın parayla ifade edilen eş-değeridir.
-Serbest ticaret herkes için yararlı ve kazançlıdır.
1750’li yıllarda Ticari kapitalizmin sınai kapitalizme dönüşmesi ile liberalizme geçiş zorunluluğu, devletin aşırı müdahalesinin olumsuz etkileri,burjuvazinin genişlemesi ile sosyal ve ekonomik dengelerin bozulması v.b... sebepler merkantalizmin sonunu hazırlamış ve Doğal Düzen filozoflarının temelini oluşturduğu Fizyokrasi akımı ortaya çıkarak 1755-1775 yılları arasında varlığını sürdürmüştür.

FİZYOKRASİ

Fizyokrasi, insan toplumlarını tabii kanunla yönetilmesi demektir.Fransa da gelişen bir okul da bu adla anılmaktadır. Okul mensupları “Fizyokratlar” diye tanımlanır. Okulun önde gelen temsilcisi Dr.F. Qesnay’nın eserlerinden biri Droit Naturel, yani “Tabi Kanun” başlığını taşımaktadır. Fizyokratlar,iktisadi düşünce biçimlerine getirdikleri yeniliklerle bugün de anılırlar.İktisadi düzenin işleyişini, soyutlama yöntemi ile kurdukları bir model çerçevesinde anlama çabaları,toplumu işlevlerine göre birbirinden ayırmaları,servetin kaynağını mübadele değil üretim sürecinde aramaları,tarım üretimini düşünce sistemlerinin merkezi yapmaları,başlıca özellikler arasında sayılabilir. Fizyokratlar,anlaşma,girişim ve ticaret özgürlüğü ya da özel mülkiyet gibi,liberal anlayışın temel ilkelerini savunurken,bu savlarını tabii kanun felsefesinden çıkarıyorlardı.Bu reformcu fikirleri ile de,1789 Fransız İhtilâli arifesinde,monarşiye ve merkantilist politikanın Fransa’da yarattığı olumsuz etkilere karşı çıkmış oluyorlardı. Kurdukları soyut modelden çıkardıkları vergi politikası önerileri özellikle önemliydi; çünkü, dönemin Fransa’sındaki büyük toprak sahiplerinin vergi ödemesi gereken tek toplum sınıfı olması gerektiği sonucuna varıyorlardı.Oysa,gerçekte kral,kilise ve soylular gibi büyük toprak sahipleri de hiç vergi ödemezken,kiracı çiftçiler ve köylüler ağır vergi ödemek zorunda bulunmaktaydılar. Fizyokratların düşünce sisteminin açıklanmasında bir tıp doktoru olan Dr.F.Quesnay’nın “Tableau Economique” adlı eserinin özel bir yeri vardır.Ayrıca,bu eserin günümüzde kullanılan girdi-çıktı tablosunun öncüsü sayılması,esere bir diğer açıdan da önem kazandırmaktadır. Tableau Economique,temelde üç toplum sınıfına dayanır:

-Toprak sahipleri
-Toprakları birincilerden kiralayarak işleyen girişimci çiftçiler
-Kısır sınıf, Tableau’ya göre, gerçek anlamda üretken sınıf, bunlardan ikincisi, yani girişimci çiftçilerdir; çünkü, çiftçiler yarattıkları net (safi hasıla) ile kendi geçimlerini sağladıkları gibi, toprak mülkiyetini elde tutanların (ya da bunların gelirine dayanarak yaşayanlar) ve kısır sınıfın geçimini de sağlayabilirler. Oysa, kısır sınıf, produit net yaratmazlar. Bu sınıfın bir bölümü olan zanaatkarlar, produit net yaratmasalar da, üretim sürecinde kullandıkları hammaddelere emekleri ile bir değer eklerler. Bu değer, kendi gelirlerine eşittir ve tümüne çiftçilere ödenen tüketim maddelerine gider. Bu sınıf, ayrıca, tarım ürünlerini iyi bir fiyat sağlamak için gereklidir.

Kısır sınıfın diğer bir bölümü olan tüccarlar ve mali sermaye sahipleri, hiçbir değer eklemedikleri için, geliriyle produit net ten bir azalmaya yol açarlar. Toprak sahipleri ise, tarımın yarattığı produit neti toprak rantı olarak ele geçirirler.
Produit net, bu model de toplum sınıfları arasında dolaşan bir çevresel akımla tanımlanırken paranın rolü hiç küçümsenmemiştir. Paranın sadece mübadele aracı oluşu değil, aynı zamanda iktisadi faaliyet üzerindeki rolü de göz önünde tutulmuştur. Bu bakımından fizyokratların, Merkantilistlere Klasik Okul arasında ki bir köprü oluşturdukları söylenebilir.

Fizyokratlar, bu soyut modelden, kendi açılarından önemli olan bir de vergi politikası önlemi çıkarmışlardır. Bu, verginin tek olması ve sadece toprak rantı üzerinden ödenmesidir. Düşünce sistemlerinde tek üretken kesim tarım, tarım da yaratılan produit neti ile toprak rantı olarak geçirenler de toprak sahipleridir.

Produit net, tüketimden arta kalan pay olarak tanımlanmaktadır. Öyleyse, diğer toplum sınıfları değil, toprak sahipleri ele geçirdikleri rant üzerinden vergi ödemelidirler. Bu sav, daha sonraki birçok iktisatçı tarafından tekrarlanmıştır. Diğer yandan, fizyokratlar, serbest dış ticaret ile savunmuşlardır. Ancak, bu savları bir teoriye değil de tabii düzen anlayışlarına dayanmıştır. Dönemin Fransa’sında, Merkantilist dış ticaret müdahalelerinin tarım ürünlerinin iyi bir fiyat sağlamasını engellediğini anlamışlardır.
Fizyokratlar, dönemlerinde çok kısa bir süre etkili olsalar ve tabii kanun gibi pek soyut bir kavramdan yola çıksalar da, iktisat teorisinin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Fizyokrasi’yi kısaca tanımlamak gerekirse:

-Doğal düzeni savunan bu görüşe göre toplumsal ve ekonomik kurallar doğal bir kanun gücüyle oluşur.
-Üretim de tek verimli alan tarımdır. Tarım, tüketilenden daha fazla üretime yol açar. Oluşan bu fazlalık fizyokratlarca (net hasıla) olarak ifade edilir. Diğer faaliyetler (ticaret-sanayii) ise kısırdır, çünkü net hasıla oluşturmazlar.
-Gelir dağılımı teorisi açısından net hasılaya dayanarak toplum üç sınıfa ayrılır.
-Tek verimli alan tarım olduğuna göre vergi, sadece tarımdan alınmalıdır.
-İhracat, tarımsal ürünlere dayanmalıdır.
-Değerin kaynağı tarımdır.
-Sermaye sadece tarımsal yatırımlarla kullanılmalıdır.
-Faiz, tarımsal sermayenin kazancıdır.
-Fizyokratlar, ekonomik sürece sistematik olarak incelemiş, tümdengelim metodunu kullanmışlardır. Akımın önemli temsilcileri:

Francois QUESNAY

Fizyokrasinin temelini oluşturan görüşlere sahip olan F.Quesnay’e göre;
-Servet; bir ülkenin biriktirdiği para miktarında değil, üretilen ihtiyaç maddesi miktarından oluşur.
-Toplumsal kurallar doğal yasalarla belirlenir.
-Quesnay’in gelir dağılımı konusunda oluşturduğu (ekonomik tablo) analizi, genel denge modellerinin temelini teşkil eder.
-Sadece tarımdan vergi alınmalıdır.

Dupont de NEMOURS
Quesnay ile aynı görüşleri paylaşan Nemours ayrıca özel mülkiyetin, ticaret ve sanayide ise tam bir mübadele serbestliğinin şart olduğunu ileri sürmüştür.

Robert Jacques TURGOT
Fizyokrasiyi önemli ölçüde etkileyen Turgot’un bazı görüşleri şöyledir;
-Değer, faydaya bağlıdır.
-Fiyat, piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenen ortalama değerdir.
-Ücret konusun da ise sanayi işçileri için asgari ücret geçerliyken,tarım işçileri için böyle bir sınırlama söz konusu değildir.
-Turgot, diğer fizyokratlar gibi doğal düzen, tek vergi gibi ilkeleri de benimsemiştir.

KLASİK İKTİSAT

Klasik iktisadı savunan filozoflar;

William N. SENIOR
Klasik iktisada önemli katkılarda bulunan W.N.Senior;
-İlk kez “politik iktisadın” tanımın yapmıştır. Politik iktisat; zenginliğin üretime ve bölümüne ilişkin ilkeleri inceler.
-Zenginlik unsuru olarak bilinen üç niteliğin olduğunu savunur: fayda, transfer edilebilme, arz itibariyle sınırlı olma (nadirlik).
-Senior’a göre malların faydası, piyasa talebine göre belirlenir ve mübadele değerinin oluşmasında maliyetlerle birlikte rol oynar.
-Senior, Azalan Verimler Kanunu ve ücret teorisini formülleştiren ilk iktisatçıdır.

J.Stuart MILL
Klasik iktisadın temsilcilerinden olan J.S.Mill’in temel görüşleri şöyledir:
-Değer; malın faydasına ve üretim koşullarına bağlıdır.
-Milli, doğal düzenin gerektirdiği doğal kanunları şöyle ifade eder:
1) Kişisel çıkar kanunu (homo-economicus),
2) Serbest rekabet kanunu,
3) Nüfus kanunu (nüfus artışının sınırlandırılması),
4) Arz talep kanunu (fiyat teorisi): Bu kanuna göre; denge fiyatı arz ve talebin kesiştiği noktada oluşur. Buna bağlı olarak iki tür fiyat vardır. Doğal fiyat (maliyet fiyatı) ve piyasa fiyatı.
–Mill’e göre ücret, emek arz ve talebine bağlıdır. Emek talebi; emek (sermaye) için ödenen fondur. Emek arzı ise nüfusu (işçi sayısı) ifade etmektedir. Buna göre ortalama ücret; ücret fonu (emek talebi, sermaye) /işçi sayısı (nüfus emek arzı)dır.
Mill, emek talebindeki artışı, ücret fonundaki artışa bağlayarak, ücret oranındaki yükselişi, işgücü veri iken sermayedeki artışa ya da sermaye veri iken işgücündeki azalışa bağlaması açısından ücret teorisinde önemli bir adım atmıştır.
-Mill, Ricardo’dan farklı olarak rantın sadece tarım ürünlerinden değil, sanayi ürünlerinden de doğabileceğini savunmuştur. Rant, monopolün sonucudur. Mill,Ricardo’nun “diferansiyel rantı” (toprakların farklı kalitede olmasından doğan rant) yerine “mutlak rantı” (rant, tüm topraklardan oluşabilir) kabul eder.
-Mill’e göre para ortak bir mübadele aracıdır.
-Büyüme teorisi açısından Mill için temel sorun, “gelir düzeyi veri iken daha eşit bir bölüşümün sağlanması” dır. Böylece ekonomik büyümenin sağlanacağını savunan Mill’e göre kültürel yapı, siyasal yönetim, teknik gelişme, piyasa şartları gibi konular, büyüme için gerekli başlangıç şartlarını oluşturur.
-Mill, serbest dış ticareti savunur. Buna göre serbest ticarete bağlı olarak ödemeler dengesinde kendiliğinden denge sağlayan bir mekanizma mevcuttur.
Klasik iktisada önemli katkılarda bulunan J.B.Say’a göre;
-Devlet, piyasalara müdahale etmemelidir. Çünkü, “her arz kendi talebini oluşturur.” Mahreçler Kanunu olarak bilinen bu kanun üç varsayıma dayanır:
1) Fiyatlar tamamen maliyetlere eşit olmalıdır.
2) Maliyetler gelire eşit olmalıdır
3) Tüm gelirler harcanmalıdır.
Buna göre reel yönden; Toplam arz (üretim) = Toplam talep (tüketim);
Parasal yönden ise; Toplam giderler (maliyetler) = Toplam gelirler eşitliği geçerlidir.
-Para, mübadelelerde bir araçtır.
-Dış ticarette ödemeler bilançosu kendiliğinden dengeye gelir.
-Say, Alternatif Maliyet kavramını öne sürmüştür. Buna göre, bir malın elde etmenin maliyeti, diğer bir maldan vazgeçmeye bağlı olup bu malın maliyeti, vazgeçilmesi gereken mallarla ölçülür.

Thomas MALTHUS

Klasik iktisadın temsilcilerinden olan T.Malthus’un temel görüşleri şöyledir:
-Nüfus miktarı ve doğal kaynaklar arasında dengesizlik vardır. (Artan nüfus, sınırlı kaynak). Böylece Malthus nüfus ve kaynak miktarına ilişkin dinamik bir analiz yapmıştır.
-Klasiklerin tasarlanan tasarruf = Tasarlanan yatırım görüşünü benimsememiş, aşırı tasarrufun da bulunabileceğini ve tasarrufun yatırımın üzerine çıkmasıyla bir “genel aşırı üretimin” oluşabileceğini belirtmiştir.

-Yine Klasiklerin aksine efektif talebin tüketimini, tüketimin de üretimi belirlediğini savunarak Klasiklerden farklı olarak üretimini veri kabul etmemiştir.



 


Sponsor bağlantılar, Chat, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2014 Web Design