.: Bu gün 9.12.2018 23:41:47   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

EKONOMİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

EDEBİYAT

EKONOMİ
 » Bankalar 
 » Bill Gates
 » Bütçe Prosedürü
 » Devalüasyon
 » Devlet
 » Ekonomi Nedir?
 » Ekonomi Sözlüğü
 » Ekonomik Sistemler
 » Genel Anlamda Ekonomi
 » İhracat Nedir?
 » İstihdam
 » Kapitalist Ekonomi
 » Karma Ekonomi
 » Kaynak Sorunu
 » Mikro-Makro Ekonomiler
 » Millî Gelir
 » Para Arz ve Talebi
 » Para Politikası
 » Paranın Hikâyesi
 » Piyasa
 » Şirketler
 » Ücret Kavramı
 » Vergiler I
 » Vergiler II
 » Vergiler III
 » Verimlilik
 » Yabancı Sermaye
 » Yatırım 

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ

SOSYOLOJİ

 
 

 

YABANCI SERMAYE

Yabancı sermayenin ne anlama geldiğini ekonomik literatürde irdeleyecek olursak birçok tanımla karşılaşırız. Yabancı sermaye, bir ülkedeki mevcut olan sermaye stokuna, başka bir ülkenin sahipliğindeki ilave sermaye katkısıdır. Yabancı sermaye ülkenin doğal kaynaklarını kullanılabilir hale getirmek ve mevcut üretim faktörlerini etkin bir şekilde kullanmak için , ülke içinde olmayan veya daha elverişli koşullarda ülke dışında bulunan sermayeyi içeri almalarına denir. Yabancı sermayenin bir ülkeye girişi iki değişik yolla olabilmektedir.Bu yollardan biri dolaylı yabancı sermaye yatırımı diğeri ise dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Yatırımcının doğrudan yatırım yapmayarak başka bir ülkedeki bir firmanın hisse senetlerini veya tahvillerini satın alması sonucu dolaylı yabancı sermaye yatırımı oluşmaktadır.Böylece yabancı sermaye dolaylı yoldan ülkeye girmiş olur.Böyle yatırımlara portföy yatırımı da denilmektedir. Bir şirketin üretimini ana merkezinin bulunduğu ülke sınırları dışına yaymak üzere yabancı ülkelerde üretim tesisi kurması veya mevcut tesisleri satın alması bir dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Dolaysız yabancı sermaye yatırımlarında çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren şubeler tek bir ana merkeze bağlı bulunurlar.Bu şekilde farklı ülkelerde kurduğu şubelere aynı anda birçok ülkede birden üretim faaliyetine katılan şirketlere çok uluslu şirket adı verilmektedir. Dolaylı ve dolaysız yatırımlar arasında bazı farklar bulunmaktadır.Portföy yatırımlarında tahvil veya hisse senedi alırken, şirket yönetiminin bizzat denetlenmesi mümkün değildir.Ayrıca yabancı yatırımcı portföy yatırımlarında sadece sermayesini koyabilir.Yine bu tip yatırımlarda yatırımcı, gerçek kişi ya da çok uluslu bir şirket olabilir.Bir de bu tip yatırımlarda gelir ve anaparanın ödenme koşulları bellidir. Dolaysız yatırımlara baktığımızda yabancı yatırımcının, sermaye dışında üretim faktörlerini de koyabileceğini görüyoruz.Bu tip yatırımı genellikle çok uluslu şirketler yapar.Dolaysız yabancı sermaye yatırımlarında, çoğunlukla işletmenin kazanç durumu ve hükümetlerin kazanç üstüne koydukları kısıtlamalar yüzünden yatırımların geri ödenmesi belirsiz ya da değişkendir. Yabancı sermaye hakkında temel birkaç tanım yaptıktan sonra Türkiye’nin yabancı sermaye durumunu incelemeye geçebiliriz. Ancak asıl odaklanmamız gereken 1980 sonrası döneme geçmeden bazı değerlendirmeler yapmayı uygun görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nde yabancı sermayenin nasıl bu duruma geldiğini görebilmemiz için geçmişe uzanmamız gerekecektir.

1) Cumhuriyet Öncesi Dönem

Türkiye Cumhuriyeti öncesinde aynı topraklarda hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı sermaye ile tanışması 1535 yılına dayanır. Osmanlı İmparatorluğu dış politikada vs. Fransa’ya o tarihlerde yakın duruyordu. Bu yakınlık 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Fransa’ya ticari bağışlarda bulunmasına kadar dayandı.Kanuni zamanında Fransa’yı koruyan İmparatorluğun sağladığı ticari bağışlarda yabancı sermayeyi etkileyen hususlar şunlardı;

a ) Her iki ülke sularında gemi taşımacılığı karşılıklı olarak serbest olacaktır.

b ) Fransa tüccarları Osmanlı ülkesinde ticaret yapacaktı ve 10 yıl süreyle vergi vermeyeceklerdi.

c )İthal edilen Fransa mallarına %3 gümrük resmi uygulanacaktı.

III. Selim, IV. Mahmut döneminde de bu ticari bağışlar artarak devam etti.Perde arkasına baktığımızda bu masum görünen ticari bağışlardı aslında kapitülasyonların temeli oluşturuyordu.Ancak bu tehlike ne yazık ki erkenden bertaraf edilemedi. 1740 tarihinde Fransa ile resmi ticari antlaşma yapıldı.Bu antlaşma ile önceden ticari bağış diye nitelendirdiklerimiz artık hak özelliği kazanmış oldu.Bu antlaşmanın 84. maddesine göre imtiyazlar değişmezlik kazandı yani kalıcı hale geldi. 1838 yılında 1535 yılından beri gelişen kapitülasyon süreci son aşamaya geldi. Daha önceleri Fransızlara, sonraları İngilizlere, tanınan imtiyazlar 1838 senesinden sonra Sardunya, İsveç, Norveç, İspanya, Felemenk, Belçika, Prusya ve Danimarka gibi ülkelere de verilmiştir. Bu derece geniş imtiyazlardan sonra yabancı sermaye anlamında bir hareketlilik yaşandı.Bunlara birkaç misal vermek gerekirse;

-1840 yılında ilk defa portföy yatırımı (dolaylı yatırım) diye adlandırılan dış borçlanma işlemi gerçekleşmiştir.184 yılında çıkarılan hazine tahvilleri Londra’da bulunan bir bankaya satılmıştır.

-1856 yılında dolaysız yabancı sermaye diye nitelendirdiğimiz bir işlem gerçekleşmiştir.Bu yılda demiryolu yapımı maksadıyla ilk defa Osmanlı’ya dolaysız yabancı sermaye girişi olmuştur.

Bunlar yanında finans sektöründe birçok gelişme daha olmuştur.1856 yılında Osmanlı Bankası kurulmuştur.Osmanlı tahvilleri yabancı ülkelerde, Osmanlı’nın zararına olacak şekilde , rağbet görmüştür. Osmanlı İİmparatorluğu, kısaca fazlasıyla borçlanmıştır.Dış borçlanma 1914 yılına kadar da sürmüştür. Burada dikkat çeken bir nokta, alınan kimi dış borçların yatırım amaçlı kullanılmasıdır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda dolaysız yatırımın en yoğun olduğu dönem 1888-1896 yılları arasındaki dönemdir. Dokuz yıllık bu dönemde 30 milyon sterlinlik bir dolaysız yatırım olmuştur.Bu miktar 1914 yılına kadar giren dolaysız yatırımların % 40’ını oluşturmaktadır. 1914 yılına kadar süren bu yabancı sermaye-yatırım dalgası I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla hızını çok yavaşlatmıştı.Bunda devlet politikalarının payı büyüktür. I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle devlet, yabancı şirketlerin elinde bulunan liman, demiryolu gibi stratejik noktaları satın aldı, kamulaştırdı. Bu politika “Millileştirme” diye adlandırıldı.

2) Cumhuriyet Dönemi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllarda, ülkedeki millileştirme politikasının etkisiyle yabancı sermayeye kuşkulu bakıldı.1950 ‘li yıllara kadar ülkeye sınırlı bir sermaye akımı vardı.Aslında savaştan yeni çıkmış bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti yabancı yatırımların ilgi odağı sayılırdı.Ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izlediği bazı politikalar yatırımcıların kabaran iştahlarını doyurmamıştı.Bu politikalar içerisinde, yabancı yatırımcının yatırım yapmak istediği araziyi devletin belirlemesi gibi devletin zararına bir yatırımı önleyici tedbirler var idi. 1950’li yıllarda ülkemizde teşvik edici ve de koruyucu kanunlar çıkmıştır.Bu teşvik edici birkaç kanuna rağmen yabancı sermayede 1980’li yılların ilk yılları da dahil istikrarlı bir artış görememekteyiz.Bu istikrarsızlığın sebepleri arasında şüphesiz siyasi istikrarsızlık vardır.Yaklaşık 30 seneye tekabül eden bu süreç içerisinde ülkemiz ikisi darbe bir tanesi muhtıra olmak üzere üç askeri müdahale ve de çok sayıda hükümet değişikliği görmüştür.Bunların sebep olduğu ekonomik istikrarsızlık ta yabancı sermayeyi çok olumsuz etkilemiştir.




 


Sponsor bağlantılar, Ev Arkadaşı Ara, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2018 Web Design