.: Bu gün 30.08.2014 11:09:14   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 EĞİTİM - KÜLTÜR -FELSEFE HAKKINDA MAKALE ve YAZILAR

 

PSİKOLOJİ

ANASAYFA

ANTROPOLOJİ

ARKEOLOJİ

COĞRAFYA

DİN BİLİMLERİ

EDEBİYAT

EKONOMİ

FELSEFE

HUKUK

PSİKOLOJİ
 » Anksiyete Nedir?
 » Beyin Bulmacası
 » Cinsel Bozukluklar
 » Dilin Doğuşu
 » Dil ve Gelişim
 » Düşünce ve Sosyalleşme
 » Gençlik Çağı Psikolojisi
 » Genel Olarak Psikoloji
 » Hipnoz Nedir?
 » Kaygı Nedir?
 » Kişilik Bozuklukları
 » Manik ve Depresyon
 » Nevroz Nedir?
 » Obsessiv Bozukluk
 » Özgül ve Sosyal Fobi
 » Panik Bozukluk Nedir?
 » Politik Psikoloji Nedir?
 » Psikanaliz Nedir?
 » Psikiyatri
 » Psikoloji Nedir?
 » Psikolojide Ekoller
 » Psikolojide Terapiler
 » Psikolojide Yöntemler
 » Psikoterapi Nedir?
 » Reaktif Psikozlar
 » Reankarnasyon Nedir?
 » Saplantılar
 » Sartre ve Freud
 » Sosyal Psikoloji Nedir?
 » Şizofreni Nedir?
 » Travma ve Akut Stres
 » Uyku Sorunu
 » Vigotski ve Piaget

SOSYOLOJİ

 
 

 


PSİKOPATİYALAR (KİŞİLİK BOZUKLUKLARI)

Psikopatiya Yunan sözü olup "psiche-beynin özel fonksiyonu; aklî, hissî, mânevî, idrak v.s. kabiliyetlerinin bütün tiplerini kapsayan anlayış, "patos" ise bozukluk (hastalık), ızdırap çekmek demektir. Psikopati denildiğinde kişiliğin anomalisi veya şahsiyetin patolojisi gözönünde tutulur.

Kişiliğin ve onun bozukluklarının bütün tiplerini öğrenmek eğilimi çok eski devirlerden beri mevcut olmuştur. Bu konu ile hekimlerin yanı sıra, filozofları, devlet yöneticileri v.b. de ilgilenmiştir. Daha önceki dönemlerde Yunanlılar çeşitli ruh hastalıklarına tutulma eğilimini, kilişiğin tiplemesi ile bağlantılandırmaya çalışmışlardır. Bu çerçevede Yunanlı hekimlerin ortaya koyması ile, bugüne kadar önemini pek yitirmeyen dört kişilik tipini (kolerik, sanguinik, flegmatik ve melankolik) tanımlamışlardır. (Resim 25)

1808 yılında F. Ginel kişilik bozukluklarını tanımlamış ve onların ruhsal hastalık olmamasını tesbit etmiştir. S. Priçard psikopatilerin klinik araştırılmasının bilimsel temellerini ortaya koymuştur. O, 1835 yılında psikopatilerin tiplerini tanımlamış ve onları "mânevî havalanma" olarak isimlendirilmiştir. Sonraki yıllarda bazı alimler psikopatilerle ilgilenmiş ve onun birçok klinik özelliklerinin olduğunu göstermiştir. Nihayet, 1891 yılında V. Roh kişilik bozukluklarının bilinen bütün tiplerini bir yere toplayarak psikopatiler adı altında birleştirmiştir.

Psikopatilerin araştırılması alanında büyük hizmeti olan alimlerden biri de Alman psikiyatristi E. Kreşmer olmuştur. O, psikopatileri çeşitli tipli beden yapılanmasına göre ayırmaya çalışmıştır. Ona göre piknik beden yapısına sahip şahıslar affektif bozukluklar oluşturmaya eğilimlidir. Astenik beden yapısına sahip olanlar ise düşünce bozukluklarına daha çok maruz kalan şahıslardır ve şizoidler grubuna girerler. Kreşmerin kabullerinde bazı hataların olması bu tesbitlerin eleştirilmesine neden oldu.

Psikopatilerin tam olarak öğrenilmesi alanında büyük hizmetleri olan P. V. Gannuşkin 1933 yılında psikopatilerin genel sınıflandırılmasını oluşturdu. Çağdaş psikopati bilimi P. V. Gannuşkin'in oluşturduğu sınıflandırmayı temel alır. İlk defa o, psikopatilerin yaşam süreci boyunca değişebileceği fikrini ileri sürdü ve bu hastalığın psikodinamiğinin temellerini araştırdı. Halbuki, ona kadar bu problemle meşgul olan bilim adamları psikopatileri değişmez-stabil patolojik bir hal gibi kabul ediyorlardı.

P. V. Gannuşkin'in düşüncesine göre kişilik bozukluğu "Kişiliğin oluşturduğu gençlik yıllarından itibaren, sosyal çevreye adapte olamamak suretiyle ayrışan şahıslardır." Psikopati hem kişinin kendinin, hem de onu çevreleyen insanların sıkıntılarına neden olan kişiliğin disharmonisi- bozukluğudur. Kişilik bozukluklarının teşhisi P. V. Gannuşkin'in teklif ettiği üç temel belirtiye dayanır.

1. Karakter bozukluklarının bütün halinde olması,

2. Yaşam boyu devamlılık arzetmesi ve az değişmesi,

3. Sosyal adaptasyonun değişmesi.

Gündelik hayatımızda yapısal psikopatileri, yaşam sürecinin karmaşıklığı ve zorluğu ile bağlantılı olarak oluşan ve normal kişilerde gördüğümüz kişiliğin psikopatik gelişimi sendromunda ayırmak gerekir. Öyle ki, ismi belirtilen sendrom uygulanan tedavi tedbirleri sonucunda kısa bir süre içinde düzeltilebilir.

Kişilik bozuklukları ile sık ilgisi olan deviant davranış (devation= latincede normalden sapma, bozulma demektir) anlayışı esasen gençlik dönemine ait olan ve zaman zaman sosyal içerikli davranış bozuklukları ile ortaya çıkan patolojik duruma denir. Asıl kişilik bozukluğu ise "Deviant Davranış"ın devamlı olması ile karakterizedir.

Kişiliğin aksentuasiyası ( ) nisbeten hafif bir patoloji olup, kişiliğin bazı özelliklerinin güçlenmesi, olumsuz etkenlerin etkisi altında zaman zaman kısa süreli şiddetlenmesi ile dikkati çeker. Kişiliğin aksentuasiyasını ( ) çoğu zaman kişilik bozukluklarından ayırmak zor olur. Bazı araştırmacılar, hatta bu patolojiler arasında hiçbir fark görmemektedir.

Genellikle, kişilik bozuklukları daima aynı derecede ortaya çıkan belirtilerle cereyan eden hastalık gibi kabul etmek doğru değildir. Duygulanımın hassaslığı ve zenginliği ile ayrışan bu tip insanları bazı durumlarda tam sağlam şahıslardan ayırmak mümkün olmamaktadır. Diagnostik bir hataya meydan vermemek için bazen yıllarca gözlem yapmak, şahsın hayatını öğrenerek her yönlü psikolojik analiz yapmak gerekir. Kişilik bozukluklarının gelişmesinin dinamiğinde "Pubertal Buhran" döneminin olmasına büyük önem verilmelidir. Öyle ki, aynı yaş dönemin de ortaya çıkan parlak psikopatik belirtiler doğru teşhis koymaya imkan verir. Olgun yaşa ulaşmış insanlarda, bu çerçevede daha ileri yaşlarda kişilik bozukluğu özellikleri tedricen yumuşar, hatta çevre ile tam bir adaptasyon durumu ile yer değiştirir. Bazen ise tersi yönde geriye gelişme göstererek bozukluk şiddetlenebilir.

Kişilik bozukluklarının dinamiğinde sosyal etkenlerin, aile içi ilişkilerin (iş yerini değiştirmek, hapislik, askere gitme, evlenmek, boşanmak v.s.) büyük rolü vardır. Bazı somatik hastalıkların, fizyolojik bozuklukların, alkolizmin ve narkomanilerin önemi, psikojen etkenlerin rolü de belirtilmelidir. Normal şahıslarda hiç bir patolojik duruma sebep olmayan ve kısa süre içinde kontrol altına alınabilen ruhsal travmalar, kişilik bozukluklarının şiddetlenmesine, şahsın uzun süre normal hayat faaliyetinin bozulmasına neden olur.

Kişilik bozukluklarının seyrinde zamanla birbiri ile yer değiştiren kompenzasyon ve dekompenzasyon aşamalarının olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Hayat şartları ve iş gücü iyi olan psikopatiyalar bazan uzun yıllar kompenzasyon aşamasında kalabilirler. Böyle olduğunda, o şahısların davranışında dikkati çeken bir belirti gözlenmemektedir. Onlar normal olarak çalışmakta ve aile kurabilmektedirler. Ancak bununla birlikte daha sık sık dekompenzasyon (hastalığın şiddetlenmesi) aşaması ile karşılaşmak mümkündür. Klinik mahiyetine göre dekompenzasyon aşaması spontan fazlar ve patolojik reaksiyonlar şeklinde olabilir. Hayat zorlukları kısa bir süre içinde kişilik bozukluklarının uyumu bozulur, şiddetlenmeye neden olur. Spontan fazlar ise dikkati çekecek herhangibir etki olmadan ortaya çıkabilir. Bir çok, kişilik bozukluğu olan şahıs bu tip fazlara ulaşmak için sanki gayret gösterirler. Bu fazların ve reaksiyonların ağırlığı, devam etme süresi çeşitli olur, bazen haftalar hatta aylarca sürebilir.

SINIFLANDIRILMASI

Şimdiye kadar kişilik bozukluklarının bütün uzmanları tarafından kabul edilen tam bir sınıflandırılması yoktur. 1915 yılında E. Krepelin'in yaptığı sınıflandırmaya göre kişilik bozuklukları yedi gruba,

1. İhtiyatlı olanlar, tedbirli davrananlar

2. Sabırsız ve tahammülsüz olanlar

3. İmpulsifler

4. Mübalagacı ve yalancılar (pseudologlar)

5. Dürtü bozukluğu (meyl) gösterenler

6. Acaipler

7. Sosyopatlar olarak bölünürler.

1920 yılında K. Şneyder ve E. Kreşmer ayrı ayrı kendi sınıflandırmalarını yapmışlardır.

1933 yılında P. V. Gannuşkin "Kişilik bozukluklarının kliniği, onların istatistiği, dinamiği ve sistematiği" isimli eserinde kişilik bozukluklarını aşağıdaki gruplara ayırmayı teklif etmiştir.

1. Sikloidler

2. Astenikler

3. Şizoidler

4. Paranoidler

5. Epileptoidler

6. Histerikler

7. Devamsız Psikopatiyalar

8. Antisosyal psikopatiyalar

9. Konstitusyonal Ahmaklar, serseriler

Şu anda kişilik disharmonisini 4 büyük gruba ayırmak kabul edilmiştir.

1. grupta düşünce dünyasına mahsus değişiklikler tesbit olunan kişilik bozukluklarına aittir. Onları birleştiren genel yön olayları doğru değerlendirebilme yeteneğinde olmamak veya onları objektif algılayamamaktır.

2. grupta affektif dünyaya mahsus bozuklukları olan kişilik bozukluklarıdır. Bu gruba dahil edilen şahısların başlıca özellikleri sık sık ambivalans affektif reaksiyonlar göstermeleridir.

3. grupta irade bozukluları olanlardır.

4. grupta mix tip kişilik bozuklukları vardır. Bu gruba dahil edilen kişilik bozuklukları polimorf belirtilerin değişkenliği esas sendromu belirlememize neden olur.

Gruplar Klinik Tipler

I. Düşünce bozuklukları olan 1. Astenik Tip kişilik bozuklukları 2. Psikastenik (anankastik) Tip
II. Affektif bozuklukları olan 3. Şizoid Tip kişilik bozuklukları 4. Paranoid (paranoyal) Tip
III. İrade bozuklukları olan 5. İhtiyatlı Tedbirli Tip kişilik bozuklukları 6. Affektif Tip
IV. Mikst tip kişilik 7. Histerik Tip bozuklukları 8. Devamsız Tip (tahammülsüz) 9. Mozaik Tip

Astenik Tip

Bu tipe mensup olan kişilik bozukluğu olanların başlıca özellikleri, onlarda çocukluktan bu yana görülen genel zayıflık, yorgunluk, nörovejetatif değişikliğe eğilim gibi belirtilerin olmasıdır. Astenik şahıslar hem fiziksel, hem de emosyonel zayıflık, saflık, duygularına kapılmak, ufak bir olaydan telaş ve heyecana kapılmak özelliklerine sahip olurlar. Gündelik yaptıkları normal işler onları çabukca yorar, günün ikinci yarısında tam takatsizlik ve güçsüzlük görülür. Asteniklere mahsus olan başlıca belirtilerden biri de dikkatin zayıflamasıdır. Onlar düşüncelerini bir yere odaklayamazlar, halsizlikten, ezginlikten, takatsizlikten, sık sık ağlamaya yönelmelerinden şikayet ederler. Dış şartlarının küçük bir değişmesi onlarda ruh düşkünlüğüne, küskünlüğe veya öfke hissine neden olur. Ancak bu üzüntüleri de çabuk geçip gider. Astenik kişilik bozukluğu olanlar hipokandrik şikayetlere eğilimli olurlar. Öyle ki, kendi sağlıklarına karşı gösterdikleri kaygı bazen gereğinden fazla olur, bütün günü sağlığı ile ilgili düşünerek geçirir ve bazı tedbirler alarak (spor yapmak, profilaksi amacı ile ilaçlar kullanmak, perhiz yapmak v.s.) kendilerini rahatlatmaya çalışırlar. Onlar hekime gitmekten mutlu olurlar ve her defasında çok miktarda şikayetler gündeme getirir ve birçok muayeneden geçerler.

Psikastenik (anankastik) Tip

"Bu tip kişilik bozukluklarının temel özellikleri kendilerine karşı güvensiz, duyguları labil, daima aciz ve zavallı olduklarını hissetmeleri şeklindedir. Bir taraftan ümitsiz ve çaresiz görünürken bu tip şahıslar, diğer taraftan kendilerine karşı özel dikkat, kişiliklerine saygılı olunmasını istemektedirler. Çocukluk ve gençlik yaşlarında daha çok dikkate çarpan bu belirtiler onları korkak ve aciz olmağa, sık sık duygularına kapılıp yaşıtlarından uzak durmaya kendini mahkum ediyor. Bu tip kişilik bozukluğunu iki alt gruba ayırmak mümkündür.

Birinci tipe mensup olanlar heyecanlı, şüpheci, sebatsız ve bağımsız hareket edememeleri ile diğerlerinden ayrılır. Hayalen cesaretli olmayı isteselerde reel hareketlerinde buna ulaşamamaktadırlar. Ufak bir başarısızlık onları yıkmakta, kötümserliğe düşmeye, başladığı işi yarım bırakmaya neden olmaktadır. Eğitim yıllarında bilgili ve kabiliyetli olmalarına bakmayarak, bu yönlerini ortaya koyamamaktadırlar. Çok iyi bir sanatkâr veya çok iyi bir uzman oldukları halde bunu pratiğe dökmekte acizlik göstermektedirler. Yasal haklarının çiğnendiğini gördüğünde kendilerini müdafaa edecekleri yerde içlerine kapanarak sıkıntı geçirirler. Duygularının zenginliği ve ona yardımcı olunmaması onları daima kaygılı ve şüpheli olmaya, kendi hareketlerini tekrar tekrar analiz etmeye sevk etmektedir. Bazen onlar kendi hareketleri için, aynı zamanda başkaları içinde ızdırap geçirirler. Bu tip kişiler için yabancılarla, özellikle karşı cinsle iletişim kurmak çok zor olur. Daima "yok, hayır" cevabı alacaklarını düşündükleri için hiç kimseyle iletişime geçmiyorlar veya mecbur kalırlarsa bunu sıkıntı ve anksiyete içinde zorla yapıyorlar. Tek kolay yapabildikleri şey, üzerine düşen görevlerinin bir kısmını başkasına havale etmek çerçevesinde ona verilen tavsiyeleri uygulayabilmesidir. İşte ve aile içinde onların çalışmasına rehberlik eden bir adama sığınmakla kendilerini bir süre rahat hissedebilmektedirler.

Psikastenik kişilik bozukluğunun ikinci tipine mensup olan şahıslar, karakterlerindeki süpheciliğin, obsessif özellikli olmasını idrak etmeleri ile diğerinden ayrılmaktadır. Onlar önceden planlanmış ve programlanmış bir hayat anlayışı temelinde faaliyet göstererek dakik ve tam kurallara uymaya çalışırlar. Yaptıkları işi defalarca kontrol etmekle kendilerini sıkıntıdan kurtarırlar. Aynı zamanda temkinli, sade, hassas, saygılı olmağa, onlara işi düşen şahıslara hizmet etmeye, o adamların ilgisini kazanmağa çalışırlar. İstenen görevi, gereğinden fazla azen göstererek yapmak, onu yüksek kalitede uygulamak isteği bir an dahi onların yakasını bırakmamaktadır. Bunlarla birlikte hiçbir zaman yaptıkları işlerin içeriğinden memnun kalamamaktadırlar. Şüphe onları devamlı boğmakta, ümitsizlik hissi oluşturmaktadır. Psikastenik şahısları obsessif ve astenik nevrozuna tutulan hastalardan ayırmak oldukça zor olmaktadır.

Şizoid Tip

Bu tip kişilik bozukluklarının başlıca yönü otistik düşünceye sahip olmaları ve bununla da başkalarından kolayca ayrılabilmeleridir. Bu tip şahıslar toplumdan kendilerini koparma, giyimleri, mimikleri, jestleri v.s. özel bir husisiyete sahip olmaktadır. Konuşmaları durgun, bir kaç standart ifadeden olup, aynı tipli hareketler ve jestlerle birlikte seyretmektedir. Çocuk yaşlarından başlayarak bu veya başka oranda oluşacak şizoid karakterin belirtileri sezilir. Onlar yaşıtları ile birlikte olmuyor; tek kalmayı seviyorlar, normal dışı çalışmalara daha çok ilgi gösteriyorlar. Tenhalıktan hoşlanan bu tip çocukların büyüdüklerinde yakın dostları, kalbini açabileceği sırdaşları olmuyor ve buna ihtiyaç da hissetmiyorlar. Çevredeki insanlar onları "Garibe" ve "Acaip" olarak sıfatlamaktadırlar. Dış dünya ile iyi ilişkiler içine girememeleri, dostluğu, arkadaşlığı becerememeleri bu tip kişilik bozukluklarının duygu ve mânevî dünyalarına menfi etki etmektedir. Onlar başkasının (hatta yakın akrabalarının) derdine ortak olmak, sıkıntı ve sarsıntı geçiren insanlara cesaret ve destek vermek kabiliyetine sahip olmuyorlar. "Kaygı" anlayışı sanki onlar için mevcut değildir. Bu tip kişilik bozuklukları hakkında P. V. Gannuşkin şöyle demiştir:

"Onlar, çevrede meydana gelen olayları sanki eğri bir aynada görürler. Tek bir hadisenin ayrı ayrı yönlerini olduğu gibi kavradıkları halde, olayın mahiyetine ulaşamamaktadırlar, sanki onu anlayamamaktadırlar. Onun ilgisini çekmeyen ne varsa onu görmüyor veya inkar ediyor." Böyle bir ilişki Hegel'in meşhur "En kötü şey, hakikati idrak etmektir" sözüne benziyor. Şizoidler sensitif ve ekspansif olarak iki gruba ayrılabilir.

Sensitif şizoidler, duygularına kapılan, hayalperest, ancak isteklerine hiçbir zaman ulaşamayan şahıslardır. Gerçek olguyu olduğu gibi kabul edememekte, çabuk incindiklerinden (değme düşer) kendi amaçlarına ulaşmak için tartışmaya girmeye muktedir olamıyorlar. Onlar iş ve evini sık sık değiştirir. Bu da romantik hayalperestliğin peşine düşmek ile ilgilidir. Nadir durumlarda bu tip insanlar arasında fitrî kabiliyete sahip olanlar da olur. Musiki, ressamlık ve sanatın diğer dallarında çalışan bu tip şahıslar başarılı eserler verebilmektedirler.

Ekspansif gruba dahil olan şizoidler, genellikle, kendi sanatını iyi bilen, başladığı bir işi sonuca ulaştırmak için mümkün olan herşeyi yapmaya hazır insanlardır. Ancak başkaları ile uyum içine girmedikleri ve dikbaşlı oldukları için sevememektedirler. Egoist, kendilerine güvenmeleri onları soğukkanlı, mağrur, herkes ile resmî ilişkiler içinde olurlar. Bazen bu tip şahıslar standart dışı, riskli işlere girerler ve sosyal öneme haiz aktiviteler başarabilirler (meselâ, ilmî keşifler, devrimler v.s.).

Paranoid (Paranoyal) Tip:

Yüksek değerlere sahip fikirlerle yaşayan bu grup hastalar bireysel özelliklerini, bilgi ve becerilerini her zaman ortaya koymaya gayret gösterirler. Egoistlik ve başkaları ile uyum içinde olamamak eğilimi de bu özellikleri ile ilgilidir. Onların bakış alanı bireysel yapılarının dışına çıkmamaktadır. Mânevî hayatları durgun ve tekdüze olup hayali olarak kurdukları dünya içerisinde dönerler. Başkalarının fikirlerini daima inkar eder, tenkit tipi açıklamaları kabullenmezler. Onlar için yalnız bir hakikat, kendilerinin fikirleri mevcuttur. Bu fikirleri ve düşüncelerini paylaşmayan insanları yabancı ve düşman olarak algılarlar. Aynı zamanda şüpheci olan bu şahıslar hiç kimse ile dostluk kuramamakta, yalnız yaşamaya eğilim göstermektedir. Hayali "düşmanlarına" karşı savaş açmaktan yorulmayan bu insanlar, bazen oldukça gaddar, adaletsiz hareket de edebilmektedirler. Paranoyal kişi kendi amacına ulaşmak için yıllarca tartışmaktan, savaşıp durmaktan, çeşitli idare ve kurumlara şikayette bulunmaktan yorulmamaktadırlar. Bu gruptaki hastalar devamlı şikayet eden, dilekçeler yazan, kamu kurumlarını meşgul eden bireylerdir. Bu nedenle kolluk kuvvetleri ve adlî mercilerde bu insanlardan çok sıkıntı çekerler.

Gannuşkin'in fanatikler olarak isimlendirdiği diğer grup paranoidler bazı özellikleri ile ayrılmaktadır. Bu da ileri sürdükleri fikirleri, şahsî ilgilerinden daha önemli ve üstün tutmalarıdır. Onlar maddî kazanç, şahsî mutlulukları için değil, önüne koydukları amaç uğrunda tartışma yaparlar. Bu amaç uğruna onlar herşeyden (vazifelerinden, varlıklarından, sağlıklarından) geçmeye hazırdırlar. Genellikle, din görevlileri, alimler ve siyasetçiler arasında karşımıza çıkan bu tip şahıslar fedailik örneği göstermeye muktedir insanlardır. Bir çok durumlarda suç mesuliyeti taşıyan bu gibi insanlar sorumsuz kabul edilir ve Azerbeycan Cumhuriyeti Ceza Hukuku'nun 11. maddesine göre işleme tabi tutulurlar.

Epileptoit Tip:

Bu tip şahıslar okul öncesi dönemden başlayarak bazı özellikleri ile diğer insanlardan ayrılırlar. Onlar çabuk sinirlenen, saldırgan, söz dinlemeyen ve aksi olmaları ile dikkati çeker. Bunlar okul döneminde grup içinde lider gibi ortaya çıkarlar, bağımsızdırlar, herşeyi başaran bir insan gibi görünürler. Sık sık gözlenen ve 2-3 gün kadar süren disfori halinin tesbit edilmesi, asık surat ve güçlü affektif belirtilerin olması psikiyatristler için diagnostik öneme haizdir. Atak esnasında bu tip kişiler bazen vicdansız ve gerilim içinde olduklarından çok kötü eylemler yapabilirler, avlarına işkence yaparlar. Böyle bir hastamız epileptoid aktivasyon döneminde eşine işkence yapabilmiştir. Bir başka hastamız atak döneminde eşini öldürdükten sonra ölüyü balta ile doğramış, çuvallara doldurup su kanalına atmıştır.

Paranoyal hastalarda farklı olarak epileptoid psikopatiyalar amaca yönelik eylem yapamamaktadırlar. Son derece egoist karaktere sahip olan bu tip şahıslar başkaları ile uzlaşıp uyuşamazlar, tartışma çıkarırlar, aynı zamanda toplum içinde herkesi kendine karşı kışkırtır, çatışma odağına dönüşürler. Düzgün terbiye ve eğitim sonucunda, gösterilen bu özellikler kontrol altına alınabilir. Ancak hayattaki zorluklar (askerlik görevi, kötü şartlar, sinirsel gerilim oluşturan çalışma hayatı v.s.) hastalığa yeniden şiddet kazandırır. Bazen bu tip hastalar önüne çıkan zorlukları başka türlü de, meselâ, amirine yaltaklanmak, iteat etmek, dakiklik örneği göstermek şeklinde de halledebilirler. Unutmamalı ki, bu cihetler kısa bir sürede değişebilir ve aynı şahıs suç işleyebilir. Bu gibi özellikler bu hastalara sık sık suç işlemeye yöneltir.

Affektif Tip:

Bu tiplerin başlıca özellikleri ruh halinin birbirine zıd kutuplar arasında (Distimik ve Hipertimiya) sık sık değişmesidir.

Distimikler: Gannuşkin'in fikrine göre "Doğuştan pessimistlerdir." Bunların ruh hali daima aşağı olup heran, kötü bir olayın olmasını beklerler. Bunları hiçbirşey mutlu etmez, hayatlarındaki mutlu olayları, başarılarını görüp sevinmek duygusu sanki onlara yabancıdır. Bu tipe mensup olanlar normal hayatta sakin, keyifsiz, durgun hareketli bireyler olup aynı zamanda kendi görevlerini vicdanla yerine getiren, bu nedenle de herkesin hürmet ettiği kişilerdir.

Hipertimikler: Bunlar ise distimiklerin tam aksini teşkil edenlerdir. İlk etapta bunların ruh halinin yüksek olması, şen ve mutlu görünmeleri dikkati çeker. Başkaları ile oldukça çabuk arkadaşlık ve dostluk kurabilirler, optimist ve çevik olmaları onları toplumun sevdiği insan durumuna getirir. Ancak, yakından tanıdıkça onların hafif karakterli, daha çok söz veren, sonuna kadar dostluğu taşımayan insanlardır. Bunların gayr-i ciddî tabiata sahip olmaları, çevresindeki insanların yanında gerçek yüzleri ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, onlar hakkında sık sık "Bel bağlanacak adam değil" sözlerini işitmek mümkündür.

Distimiklerle hipertimikler arasında geçit teşkil eden diğer ara tipler sikloidler olarak isimlendirilir. Bunların başlıca özellikleri ruh hallerinin labilliğidir. Emosyonel yapıları sirküler olarak yüksek ve aşağı olması, aynı zamanda iş kabiliyetinin, çevresindekilere iletişimin de değişmesi ile birlikte seyreder. Ruh halinin yüksek olduğu dönemde sikloidler oldukça aktif, şen, optimist görünürler. Sanki hiçbir zorluktan korkmayan böyle şahıslar bu dönemde başladıkları işe sonuna ulaştırabilirler.

Ancak ruh halinin kötü olduğu dönemde herşey tersine cereyan eder. Dış görünüşleri değişir, zayıf ve keyifsiz görünür. Başladıkları işi yarım bırakırlar. Hiç kimseyle dostluk kurmak istemezler.

Sikloidlerin ruh halinin değişmesi süresi ve bunun sebepleri tam olarak öğrenilememiştir. Bu konuyla ilgili muhtelif görüşler mevcuttur. Bazı bilim adamları bu durum mevsimlerle, hava şartlarıyla, sosyal çevrenin etkisiyle, bazıları genel sağlıkla, yahutta biyolojik-endojen etkenlerle izah etmeye çalışmışlardır.

Histerik Tip:

Kendi aktivitesi ile herkesin dikkatini kendi üzerine çekmeye çalışan, olayların seyrinde etkili rol oynamaya can atan, bu amaçla çeşitli eylemler (bazen artistik hareketler) ortaya koyan şahıslar olup çok çabuk tanınırlar. Böyleleri hakkında Alman psikiyatristi Jaspers şunları söylemiştir. "Histeriğin temel özelliği olduğundan fazla görünmeye, daha çok duygulanım göstermeye can atmalarıdır."

Emosyonel yönden zengin görünmek için gereğinden fazla gayretkeşlik yapmalarına bakmayarak, histerik tipler duygulanımca hiç de derinliği olmayan, başkalarının dertlerine ilgisiz kalmayı beceren şahıslardır. Onlar için en önemli şey kendi duygularını ve sıkıntılarını göstermek, herkesin ilgi odağında bulunmaktadır. Onlar, genellikle, mutluluktan hoşlanır, kendisine ilgi duyanların arasında olmaya çalışır ve herhangi bir özellikleri ile farklılıklarını ortaya koyup övülmekten haz duyarlar. Onlara ilgi gösterilmediğinde kısa süre içinde ruh halleri değişir, sinirlenir, çekinme, tartışma, bazen ise kavga odağına dönüşürler. Bu durumlarda kendilerini rahat ve mutlu hissederler. Gerilim oluşursa, histerik derhal kötü bir duruma düşer, çeşitli emosyonel haller, o çerçevede, ataklar şeklinde konvülziyonlar oluştururlar, kendilerine zarar verirler. İ.P. Pavlov'un tanımladığı güzelliğe mensup olan bu şahıslar bazı durumlarda kendi fantezileri ile reel hayatı değerlendirememektedirler ve bu yüzden de kendilerini bir nevi sosyal gerçekten koparırlar.

Kreşmer histeroid tipin özel bir varyantın, ayırmayı teklif etmiş ve onlara yalancılar (pseudologlar) adını vermişti. Kendi tabiî özelliklerinden maharetle yararlanabilen bu adamlar emosyonel boyalarla zengin ifadelerle başkalarını inandırmak, onları yoldan çıkarmak yeteneğine sahip olurlar. Söyledikleri yalan fikirlere başkalarını inandırır, hatta kendileri de inanır. Bazen maddî gelir elde etmek amacıyla "maharet", "becerik", ortaya koyarak (meselâ, tedavi işi ile meşgul olmak, fazla bakmak v.s.) şarlatanlık yaparlar.

Sebatsız Tip:

Bu tip hastalar bazı karakteristik özelliklerine, meselâ, sebatsız olmaları, küçük bir nedenden dolayı sinirlenmeleri, dikkatlerini toplayamamaları, şımarık ve nazlı büyütülmeleri ve yaramaz olmaları nedeniyle küçük yaşlardan itibaren yaşıtlarından ayrılırlar. Başkalarına çabuk inanan ve itimat eden bu tipler herkes ile arkadaşlık yapmaya, her toplantı ve davetlere katılmaya çalışır, liderliğe can atarlar. Ancak iradelerin zayıflığı, kısa bir süre içinde yumuşak tabiatları ve başarısızlığını ortaya koyar. Bu şekilde güvenilmez şahıslar olduğu tesbit edilir.

Sebatsız tipler süratle başkalarına inanır ve etki altında kalırlar, ancak bu yakınlık uzun süre devam etmez, birliktelik kolaylıkla bozulur. Bu gün kabul ettiği bir fikri, sabah reddeder. Verdiği sözden vazgeçmek onlarda adet halini almıştır. İlk bakışta çevresindekileri çeken, güya yüksek enerjiye sahip, müteşebbis ve güçlü iradeli bir insan gibi gözükür. Onların yaptıkları herhangibir hatalı iş ortaya konursa derhal özür diler, yanlış yaptıklarını belirtir, ancak bu şekilde de kolaylıkla sorumsuz hareketlerine devam ederler. Yabancı adamlara kolaylıkla yaklaşabilmeleri, herkese inanmaları, çabuk etki altında kalmaları, iradelerinin zayıf olması; onların günlük çalışmalarına, yaptıkları ve aile içi ilişkilere de etkisini gösterir. Antisosyal haraketlere, alkolizme, narkomaniyaya v.s. eğilim başkalarına göre daha fazladır. Demek ki, bu tiplerin hiçbiri kusursuz olmuyor. Kendi menfi özelliklerini başkalarından saklamaya çalışan sebatsız tipler, uygun ortamda, bu çerçevede, düzenli bir toplulukta, nezih insanların arasında çalışıp yaşarsa kendinin bir çok özelliğini ortaya koymadan normal yaşayabilir. Yıllarca devam eden bu yaşam tarzı, hatta onların birçok bireysel çatışmalarını da gizleyebilir.

Mozaik Tip:

Bu veya diğer kişilik bozukluklarına sahip şahıslarda belirli bir tip kişilik bozukluğunu (sendromu) tesbit etmek olanaksız olduğunda mozaik tip tanımından yararlanılır. Belirtmek lazımdır ki; ancak bir özellikle kendini ortaya koyan "tek sendromlu" kişilik bozuklukları görmek mümkün değildir. Herhangi bir tipe mensup kişilik bozukluklarında diğer tiplerin belirtilerini de görmek mümkündür. Ancak klinik teşhisi belirlerken baskınlığı oluşturan sendromu temel almak gerekir. Bazen, hayat aktivitesini kişilik bozukluklarının bu veya diğer bir özelliği değişir, yerine bir başka özellik gelir. Kişilik bozukluklarının dinamiğinde bu yön unutulmamalıdır. Günlük tecrübemizde depressif özelliklerin sikloidle, psikasteninin agressif ajitasyonla yer değiştirmesini görmüşüzdür. Yaşamın bazı zorlukları, gergin ve zararlı iş ortamı kişiliğin disharmonisini kolaylıkla güçlendirir ve onu daha da kötü hale getirir. Mozaik tip kişilik bozuklukların dinamiği değişikliklere daha kolay maruz kalan, sık sık ağırlaşmalar gösteren, polimorf özellikleri ile ayrılan bir tiptir.

Ayırıcı Teşhisi:

Kişilik bozukluklarının endojen ruhsal hastalıklardan ayırırken unutmamak gerekir ki, sonuncular akut olarak, genellikle, şiddetle başlamakla bazı psikopatolojik belirtilerle (sanrılar, hallüsinasyonlar v.s.) kendini ortaya koyar. Kişilik bozukluklarının kendine mahsus dinamiği, endojen hastalıklara göre daha stabil olması dikkate alınmalıdır. Kişilik bozukluklarında gittikçe artan bir ağırlaşma (progredientlik) olmamakta, ilave hastalık (alkolizm, norkomani, involüsyonel psikozlar v.s.) yoksa kusur belirtileri ortaya çıkmıyor. Epileptoid tip kişilik bozukluklarında, epilepsi için karakteristik olan paroksizmler tesbit edilmiyor. Sikloid tip kişilik bozukluklarında ise ruh hali MDP'a göre zayıf olmaktadır. Nevrozlardan farklı olarak kişilik bozukluklarında kendi hastalığını hissetmek, çeşitli şikayetlerle sık sık hekime başvurma olmamaktadır. Kişilik bozuklukları kendilerinde ortaya çıkan patolojik belirtilere önem vermiyor ve onlarla uğraşmak gayreti de gütmüyorlar. Nevrozlarda rastladığımızdan farklı olarak kişilik bozukluklarında ruhsal sarsıntılara amaca uygun tepki gösterme kabiliyeti zayıf, bazen hatta uygunsa olabilmektedir. Kişilik bozukluklarında nevrozlar için karakteristik olan vejetatif ve somatik belirtiler ya rastlanmıyor, ya da çok zayıf ifade ediliyor.

Önemli problemlerden biri kişilik bozuklukları organik, endokrin ve somatik kaynaklı psikopatiyalara benzer bozukluklardan ayırmaktır. Bunun için anamnestik bilgilere (beyin travmalarına, iç organların hastalıklarının olmasına) bakma, paraklinik incelemelerin sonuçlarını analiz etmek gerekir.

Etiopatogenez:

Şu anda kişilik bozukluklarının etiopatogenezinin öğrenildiğini söylemek zordur. Bu çerçevede bilim adamlarının çoğu zaman birbirine zıt görüşleri olması problemin karmaşıklığını gösterir. Bazı araştırmacılara göre kişilik bozuklukları çeşitli nedenlerden dolayı oluşur. Patoloji oluşturan etkenleri gözden geçirmeden önce onu iki yere: Genetik-kanstitüsional (nüve) ve akkiz (kazanılmış) gruplara bölmek gerekir.

Birinciler genetik etkenlerle birlikte ana rahminde veya doğum esnasında (bazen yenidoğan döneminde) ortaya çıkan travmalar, enfeksiyonlar, intaksikosyonlar sonucunda meydana çıkan hastalıklardır.

Kazanılmış kişilik bozuklukları ise çeşitli harici, ilk etapta, sosyal etkenlerin (eğitim ve terbiyenin uygun olmaması, ağırlaşan geçim ve çalışma şartları v.s.) etkisi neticesinde oluşur. Psikanalistlerin fikrine göre kişilik bozuklukları "Karakter Nevrozu" olup "Libido"nun geriye inkişafı (gelişim) veya onun erken çocukluk dönemine fiksasyonu sonucunda ortaya çıkar. İ. P. Pavlov kişilik bozukluklarını çeşitli dış ve iç etkenlerin etkisi altında inhibisyon ve aktivasyon süreçlerinin terazisinin bozulması sonucunda ortaya çıkan patolojik olarak kabul ediyordu.

Tedavi ve Profilaksi:

Kişilik bozukluklarının tedavisi kombine bir şekilde, ilaçlardan, psikoterapik yöntemlerden ve eğitim araçlarından v.s. yararlanmak suretiyle yapılmalıdır. Bu amaçla daha çok tranklizanlar (trioksazin, meprobomat, tazepam, pudotel v.s.) verilir. Nöroleptiklerden ise (sonapaks, neuroleptil, klorprotiksen, frenalon v.s.) daha ağır seyreden durumlarda kullanılır. Psikotik epizodlarla seyreden durumlarda aminazin, haloperidol, trisedil v.s. ilaçlar uygulanabilir. Bazı affektif bozukluklar (meselâ, sikloidlerde) olduğunda antidepresanlardan (amitriptilin, herfonal, anafranil, azafen) yararlanılır. Astenik tabloda ise sindokarb, nootrapil, vitaminler, biostimulatörler (F, UC, aloe, plazmol, insulin v.s.) verilir.

Psikoteropatik yöntemlerin bir çok tipleri, o çerçevede, izah edici psikoterapi, hipnoz ile telkin iyi sonuçlar verir. Bu yöntemlerin uygulanmasında temel amaç bireyin sosyal-çalışma gücünü kazanmasını temin etmek, onu süratle normal hayata adapte etmektir. Bediî tiplerde (meselâ, sebatsız, epileptoid tiplerde) autogen training, yararlı olmamakta ve emredici telkin yöntemleri uygulamak daha uygun görülmektedir.

Sosyal adaptasyon tedbirlerinin önemini özellikle belirtmek gerekir. Kişilik bozukluklarında sıkıntı çeken şahısların amaca uygun meslek seçmesi ve aile içi ilişkilerin düzgün olması büyük öneme haizdir. Bu bakımdan kişilik bozukluklarına tavizli yaklaşmak ve onlara hafif iş vermek uygun olmayıp, ciddî ve adaletle münasebet kurmak tavsiye olunmalıdır. Kişilik bozukluklarında uygulanan profilaktik tedbirlerden çevrenin sosyal psikolojik yönden sağlamlaştırılmasına, onların zararlı alışkanlıklardan (alkolizm, narkomaniya v.s.) uzaklaştırılmasına önem verilmelidir.

Prognoz:

Kişilik bozukluklarının prognozu şahsiyet bozukluğunun tipine, onun şiddet derecesine, ağırlaşma sürelerinin uzunluğuna, sosyal etkenlerin ve tedavi tedbirlerinin yararlılığına bağlıdır. Uzun süreli kompanzasyon durumu mümkün olduğunda kişilik bozuklukları tam sağlam şahıs gibi aktivite göstererek, normal yaşamak kabiliyetine sahiptir.

ADLÎ PSİKİYATRİ BİLİRKİŞİLİĞİ

Bazı durumlarda psikopatik yapıdakiler suç işleyebilirler ve mahkeme organlarının dikkatini çeker. Hukuka ters amaçlar oluşturmak bakımından bazı egoistik özelliklere sahip, impulsif reaksiyonlara eğilimli, entellektüel gelişimi geri ve mânevîyatı kötü, emosyonel olarak künt tipe mensup olan psikopatların suçları daha gaddar ve acımasız olur. E. Krepelin'e göre bunlar "... hiç kimseye karşı olumlu insanî duygular taşımayan, utanmak ve şeref hissinden mahrum, ayıplamaya karşı lakayd insanlardır." Lombrazon'un "Doğuştan suçlular" olarak adlandırdığı, biyolojik etkenlerle oluşan bozukluklar bu tipe mensup olanlardır. Epileptoid-affektif tipte olanlar sık sık kavga çıkarmaya, münakaşa yapmaya eğilimli olurlar. Astenik ve anankastik tipe mensup olanlar ise zor psikolojik şartlara düştüklerinde pessimizme kapılıp, intihar fikrine yönelebilirler.

Adlî psikiyatri bilirkişiliği yaparken psikopatik belirtilerin şiddetini, kaba emosyonel bozuklukların olup olmamasını, şahsın kendi hareketlerine karşı iç gözleminin olup olmamasını gözönüne almak gerekir. Çoğu durumlarda bu şahıslar şuurlu ve sorumlu kabul edilirler. Ancak sanrısal fikirlerle birlikte giden, derin kişilik bozukluğu olan psikopatlar yaptıkları suç eylemleri için sorumluluk taşımayabilirler. Her bir olgu tahlil edilmeli, şahsın entellektüel ve sosyal imkanları, yaptığı suçun içeriği gözönüne alınmakta karar verilmelidir.



 


Sponsor bağlantılar, Chat, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2014 Web Design