.: Bu gün 02.09.2014 09:38:52   .:
Giriş Sayfası Yap Favorilere Ekle Tavsiye Gonder  

 
 
 

 SAĞLIKLA İLGİLİ MAKALE VE AÇIKLAMALAR (KİŞİSEL SAĞLIK)

 

PROSTAT KANSERİ

SAĞLIK KONULARI

 Arpacık Hastalığı
 Astım Hastalığı
 Bademcik İltihabı
 Bel Ağrısı(Bel Fıtığı)
 Boyun Ağrısı Tutulması
 Böbrek Taşları
 Cinsel Yolla Bulaşan Hst.
 Depresyon
 Doğum Kontrol Yöntemleri
 Egzama Hastalığı
 Erken Boşalma
 Hemoroid (Basur)
 İdrar Kaçırmak
 Kabızlık Hastalığı
 Kadınlarda Üreme Sorunu
 Kemik Erimesi Osteoporoz
 Kıl Dönmesi
 Kısırlık
 Kireçlenme
 Kürtaj
 Mantar Hastalıkları
 Meme-Göğüs Kanseri
 Menopoz Hastalığı
 Mide Ekşimesi Gastrit
 Migren  Baş Ağrısı
 Mutlu Cinsel İlişki
 Nezle (Saman Nezlesi)
 Omuz Ağrısı Serteşmesi
 Panik Atak
 Parkinson Hastalığı
 Prostat Kanseri
 Saç Dökülmesinin Nedenleri
 Sedef Hastalığı
 Sinüzit Hastalığı
 Sivilce - Siyah Noktalar
 Siyatik
 Yumurtalık Kanseri
 Zatürre


 

 

PROSTAT KANSERİ: PROSTAT CA:

Prostat mesanenin altında, rektumun önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde bir bezdir.

Prostat bezi ikincil bir cinsel organdır. Cinsel boşalma anında gelen meninin sıvı kısmının yaklaşık 1/ 3 ‘ünü oluşturur. İçinde bulunan bazı enzimler erkekleri hem enfeksiyonlara karşı korur hem de çocuk sahibi olmaları için gereken bazı koşulları ayarlarlar. Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kontrol dışı çoğalan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını oluşturur.

Prostat kanseri; prostatı oluşturan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde, gerekmediği halde çoğalmasıdır. Kanser hücreleri köken aldıkları tümörden kan ve lenf yolu ile ayrılabilir, vücutta dolaşarak yeni yerleştikleri yerlerde de çoğalabilirler. Bu şekilde köken aldıkları organ dışına sıçramış ve oralarda büyümekte olan tümörlere metastaz denir.

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türüdür.

Erkeklerde akciğer kanserlerinden sonra 2. sırada ölüme neden olan kanserdir. 50 yaşın altında çok nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür ve yaş ilerledikçe sıklığı artar. Prostatta geliştikten sonra çevre dokulara komşuluk yoluyla yayılabilir. Lenf damarlarıyla da bölgesel lenfatiklere yayılır. Bir diğer yayılma yolu kan yoluyladır. Kanserli hücreler bu yol ile kısa zamanda akciğere, karaciğer ve kemiklere yayılır.


KİM RİSK ALTINDADIR?
Erkek, eğer yeterince uzun yaşarsa, örneğin 100 yaşına kadar yaşanabildiği takdirde; hemen hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişir. Yaş arttıkça prostat kanseri gelişme riski artar. Prostat kanserlerinin %85'i 65 yaşın üzerindeki erkeklerde saptanır. Ancak, bazı erkeklerde çok daha erken yaşlarda prostat kanseri gelişebilir.

PROSTAT KANSERİNİN NEDENLERİ:
Prostat kanserinin sebebi henüz bilinmemektedir. Suçlanan ana unsurlar şunlardır:
Aile hikayesi
Yaşlanma
Zenci ırkında beyazlara nazaran daha sık rastlanmaktadır.
Testosteron (erkeklik hormonu): Puberteden önce kısırlaştırılmış erkeklerde prostat kanseri (ca) görülmemektedir.
Östrojen hormonunun (kadınlık hormonu) izafi olarak arttığı kronik karaciğer hastalarında prostat ca ‘ya rastlanmamaktadır.
Yağlı gıdaların fazla tüketimi gibi çevresel faktörler
* Prostat kanseri için olmazsa olmaz 2 unsur; YAŞLANMA ve TESTOSTERON'dur.

PROSTAT KANSERİ BELİRTİLERİ:
Maalesef bir çok hastada GEÇ DÖNEMLERE KADAR HİÇ BELİRTİ VERMEYEBİLİR. Hiç bir yakınmaya da yol açmayabilir. Bu nedenle sizin ya da 50 yaş üzeri aile üyesi diğer erkeklerin bu hastalık için doktora başvurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden “check up’tan“ geçmeleri çok önemlidir. Belirtiler ancak idrar yolunu tıkadıktan sonra ortaya çıkar. Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora başvurulması gereklidir.
Sık idrara çıkma (özellikle geceleri)
İdrar yaparken zorlanma
İnce ve kesintili idrar yapma
İdrar yaparken acı veya ağrı duyma
İdrarda kan görme
Sırt, kalça ve bel ağrısı
idrarda kan ya da iltihap olması
Menide kan ve ağrı gibi belirtiler olabilir.
PROSTAT KANSERİ TANISI:
GENELLİKLE GEÇ BULGU VERDİĞİNDEN, TARAMA VEYA CHECK-UP'ların ÖNEMİ BÜYÜKTÜR.
Gerek check-up’ta veya gerekse şüphelenilen durumlarda yapılması gereken birçok ortak aşama vardır.
Rutin Kontrollerde:
Hikaye dinlenir
PSA testi yapılır
Genel amaçlı TÜM BATIN ULTRASONOGRAFİSİ yapılır
Gerekiyorsa TR ile prostat muayenesi yapılır.
* kontrolü hem BPH hem Prostat Ca açısından genişletecek olursak ilaveten
Üroflowmetri denilen özel bir işeme ( miksiyon ) testi de yapılabilir.


DİJİTAL REKTAL MUAYENE (TUŞE REKTAL):
Parmakla prostatın makattan muayenesi anlamına gelir ve belki de ürolojideki eskimeyen ender muayene yöntemlerinden biridir. Her ne kadar yanılma payı yüksekse de yine de muayenenin vazgeçilmezidir. Kanserle karışabilen tanıların (BPH - prostatit - prostat taşları - prostat enfarktüsü - tüberküloz prostatit (tbc) ve biopsi sonrası oluşan sertliklerin (endürasyonların) ayırımı açısından; prostatın büyüklüğü, kıvamı, hareketliliği, ısısı, ağrılı olup olmaması gibi unsurların mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.

PSA (Prostat Spesifik Antijeni) adlı kan tetkiki ile BPH ile prostat kanseri teşhisi arasında ayırım yapmaya çalışılır. Bu tetkik hem teşhis koyucu hem de prostat kanseri tedavisinin seyri hakında bilgi verir. PSA, prostat bezi hücreleri tarafından üretilen bir proteindir ve meninin sıvılaşmasını sağlar.

Normal şartlarda total PSA 4 ng / ml değerinin altında olmalıdır. Hatta bazen bu değeri 2.5 ‘a kadar indirenler de vardır.

PSA, prostat kanserine özgün bir madde değildir. Başka patolojilerde de PSA artabillir. Ancak kan PSA düzeyi ne kadar yüksekse, kişinin prostat kanseri olma olasılığı da o denli yüksektir.

PSA yüksekliği değerli bir tanı metodu ise de tek başına kanser tanısı koymada yetersiz kalabilir ve diğer tanı metodları ile koordine edilmelidir.

PSA'yı yükselten veya değiştirdiği iddia edilen iyi huylu (benign) patolojiler:
1. DRM (Digital Rektal Muayene): Anlamlı yükselme olmaz - her halükarda TR’ den 24 saat sonra kesinlikle normale iner.
2. Sistoskopi: Travmatik işlem yoksa anlamlı artış olmaz - ancak 1 hafta sonra bakılması veya öncesinden bakılmasında fayda vardır.
3. Prostatik infarktlar ve akut retansiyon
4. Üretral sonda takılması
5. Akut bakteriel prostatit
6. Prostat biopsisi: En erken 6 hafta sonra bakılmalıdır.
7. Transüretral prostat rezeksiyonu : TURP : En erken 6 hafta sonra
8. İlaçlar : BPH ‘nın medikal tedavisinde kullanılan ; Proscar ( Finasterid = 5 alfa redüktaz inhibitörü ) PSA ‘ yı 6 ay sonra yarıya indirir.
9. PIN : Yüksek grade li PIN kendisi yükseltmez ancak genellikle Prostat ca ile birlikte olduğundan yüksek PSA ya rastlanır
10. BPH:
11. Eksersiz - fiziksel aktivite - stress - artmış cinsel ilişki - ejekülasyon / masturbasyon: PSA'yı etkilemez.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi PSA; Prostat kanserine özgün olmadığından;
BPH / Prostat Ca ayırımı açısından daha etkin ve değerli olabilmesi için çeşitli parametreler araştırılmıştır.
1. PSAD: PSA density: Serum PSA değeri / TRUS ile saptanan prostat volümü < 0.15 ise benign
Burada PSA değeri trans rektal ultrasonografide saptanan prostat hacmine bölünmüş ve bu değer % 15 in üzerinde çıktığında iyi huylu olma olasılığı yüksek kabul edilmiş
2. PSA Velocity: Artış Hızı : 6 ay arayla 3 kez alınan PSA ölçümlerinde yıllık PSA artışı < 0.75 ng / ml / yıl olmalı
Burada şüpheli hastalarda senelik PSA artışları kontrol edilmiş ve senelik artış hiçbir zaman total PSA için 0.8 in üzerinde olmaması gerektiği kabul edilmiş
3. Yaşa bağlı PSA: Burada hastaların yaş dilimlerine göre en fazla çıkabilecek PSA değerleri saptanmış.
40 – 49 yaş : 0 – 2.5 ;
50 – 59 yaş : 0 – 3.5 ;
60 – 69 yaş : 0 – 4.5 ;
70 yaş ve üstü : 0 – 6.5 ng / ml
4. Free / Total PSA: > 0.25 Bu oran genelde PSA nın 4 – 10 ng / ml arasında olan gri (gray) zon denilen riskli bölgedeki şahıslara uygulanmalı ve oranı 0.25 den fazlaysa benign olma ihtimali fazla olduğundan biopsiye gerek yoktur; aksi durum yani; Free / total PSA < 0.25 ise ve PSA 4 - 10 arasında ise BİOPSİ (TRUS eşliğinde) yapılmalıdır.!!!

* PSA; Prostat Ca evrelemesinde ve tedavi sonrası durumun değerlendirmesinde yardımcı rol alır.
PSA < 4 mg ise kanserin % 80 organ sınırlı olma olasılığı vardır. Oysa; PSA > 10 ise % 50 organ sınırlı; PSA > 50 iken büyük oranda lenf metatstazı vardır. Fakat PSA’ sı normalken de % 15 lenf metastazının olabileceği de unutulmamalıdır.
PSA < 10 iken ; kemik metastazı yok gibidir. (% 0.5) [ kemik sintigrafisine gerek yok ]
Radikal prostatektomi sonrasında 3 hafta içinde PSA ölçülemeyecek düzeye = 0.1 inmelidir !!!
İnmeme durumunda rest doku veya metastaz var demektir !!!
Radyoterapi sonrası PSA: 1 yıl içinde 1 ng/ ml nin civarına inmelidir !!!
Androjen Deprivasyonu (hormonal tedavi ) sonrasında : 6 ay içinde normal sınırlar içine düşmelidir !!!
Herhangi bir tedavi esnasında veya sonrasında PSA daki artış klinik veya radyolojik nüks bulgusundan 6 – 12 ay öncesini yansıtır.


Ultrason: Hem prostat kanserini gösterme hem de yayılma derecesini anlamada önemli bir tetkiktir. Ultrason karından yapılabileceği gibi aşağıdaki resimde görüldüğü gibi makattan yapılabilmekte “trans rektal ultrasonografi TRUS“ ve prostat kanseri ve kanserin prostat dışına yayılımı net olarak görülmektedir. TRUS ayrıca görerek biyopsi almada da kullanılır. Ultrason probundan sokulan otomatik iğneler yardımı ile kanserli alandan kontrollü bir şekilde değişik sayıda ( 8-12 kadrandan ) parça almak mümkündür. Prostat kanserinden şüphelenildiği zaman iğne ile prostattan parça alınıp patolojide incelenilir.

Bilgisayarlı Tomografi ve MR: Ultrasonografi gibi prostat kanserini gösterme ve özellikle lenf bezlerine olan yayılma derecesini anlamada kullanılırlar. PSA değeri > 20 ng/ml olan hastalarda yaptırılması tavsiye edilmektedir.

Düz ve ilaçlı rontgen filmleri: Kanserin kemiklere veya akcigerlere yayılıp yayılmadığını anlamak için çekilir.

Kemik Sintigrafisi: Kanserin kemiklere yayılıp yayılmadığının anlaşılmasında kullanılan çok faydalı bir tetkiktir. PSA değeri > 10 ng/ml olan hastalarda yaptırılması tavsiye edilmektedir.


PROSTAT KANSERİ HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR

Erken teşhis mümkün müdür ?
EVET!
50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir ÜROLOG’a muayene olmalı ve kanda PSA baktırmalıdır. Bu şekilde henüz belirti vermemiş, hastada şikayete yol açmamış erken evredeki prostat kanseri yakalanabilmektedir. Eğer doktor muayenesinde şüpheli bir bulguya rastlar veya PSA değeri hastanın yaşından beklenenden yüksekse veya kabaca 4 ng/ml'nin üzerinde olursa ileri tetkikler istenir.


TEŞHİS NASIL KONUR?
Yukarıda sayılan şikayetlerle başvuran hastalarda öncelikle PSA değerleri incelenir ve hastaların parmakla muayenesinde “tuşe rektal = dijital rektal muayene“ rektumun hemen önünde bulunan prostat bezi hissedilerek büyüklüğü ve kıvamı hakkında bilgi sahibi olunur. Ayrıca rektum içinden yapılan ultrason tetkiki (transrektal ultrasonografi TRUS) ile de prostat hakkında fikir elde edilebilir.

Eğer doktor yaptığı muayene ve istediği tetkikleri şüpheli bulursa, prostattan iğne ile parça alarak “TRUS BİOPSİ” mikroskop altında incelenmesini isteyebilir. Bu işleme “tru-cut prostat biyopsisi“ denir. Anestezi gerektirmez.

TRUS Biopsi işleminden sonra yan etkisi olarak her 200 hastadan 1 tanesinde biyopsi sonrası prostat enfeksiyonu gelişebilir. Bu hastalarda yüksek ateş ve idrar yaparken sancılanma, kanlı idrar yapma şikayetleri görülebilir. Bu olasılığı en aza indirebilmek için TRUS Biopsi öncesinde hastalara koruyucu “profilaktik” antibiotik başlanmaktadır. İdrarda ve büyük tuvalette kan görülmesi işlemden sonraki 2-3 gün devam edebilir. İşlemden sonraki ilk 2-3 haftada meni kanlı “hemospermi” gelebilir.

Eğer biyopsi negatif gelirse bu hastalar 6 ila 12 ay aralarla muayene ve PSA testi ile izlenirler.

Biopsilerde dikkat edilmesi gerek önemli bir tanı da; PIN ( PROSTATİK İNTRAEPİTELİAL NEOPLAZİ ) dir. Düşük ve yüksek dereceli “grade” li PIN vardır. Düşük grade’li olanı iyi huylu kabul edilip önemsenmez ve hatta patolog raporunda bile belitmemesi gerektiği önerilmektedir. Yüksek grade’li olanı ise çok önemli olup kanser odaklarıyla yandaşlık gösterir. Bu bakımdan bu tip hastaları daha yakın aralıklarla takip etmeli ve daha sık biopsi yapılmalıdır.

Eğer biyopside prostat kanseri teşhis edilirse;

Gleason Skoru Nedir?
Biopside kanser teşhis edildikten sonra, biopsi örneklerindeki kanser hücrelerinin görünümü , içindeki çekirdeklerin büyüklüğü ve şekline bakarak üreme ve yayılım hızı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan ve GLEASON SKORU olarak belirlenen bir derecelendirmeye tabii tutulur.

Gleason Skor’u 2 ile 10 arasında değişen bir skordur. “2” yavaş ilerleme potansiyeline sahip kanser hücrelerini ifade ederken, “10” aşırı hızlı ilerleme ve çoğalma kapasitesine sahip tümör anlamını taşır.

Gleason Skor 2-4: İyi differansiye (iyi nitelikte farklışama gösteren) kanser hücreleri

Gleason Skor 5-6: Orta differansiye kanser hücreleri

Gleason Skor 7-10: Kötü differansiye kanser hücreleri

Yüksek “Gleason Skoru” aşırı hızlı çoğalma kapasitesine sahip tümörleri ifade eder ve teşhis edildiğinde, prostat dışına yayılım ihtimalinin yüksek olduğu bilinmektedir. Bu tip hastalarda prognoz kötü kabul edilir.

Düşük “Gleason Skoru”nda daha yavaş ilerleyen ve daha iyi prognoz söz konusudur.



PROSTAT KANSERİ EVRELEMESİ

Tx Tümör varlığı değerlendirilmemiştir
T0 Tümör yok
T1 Klinik olarak parmakla ve görüntü ile tespit edilemeyen tümör
T1a Diğer bir nedenle yapılan prostat ameliyatı sırasında bulunmuş ve örneklerin %5’inden azında saptanmış tümör
T1b Diğer bir nedenle yapılan prostat ameliyatı sırasında bulunmuş ve örneklerin %5’inden fazlasında saptanmış tümör
T1c Prostat muayenesi normal olupta, yüksek PSA nedeniyle yapılan prostat biopsisinde tespit edilmiş tümör
T2 Tümör prostat içinde sınırlı ve muayenede hissedilebiliyor
T2a Prostatın bir yanının (lobunun) yarısından azında tümör var
T2b Prostatın bir yanının yarısından fazlasında tümör var
T2c Prostatın her iki lobunda da tümör var
T3 Tümör prostat kapsülünü aşmış
T3a Tümör bir yanda prostat kapsülünü aşmış
T3b Tümör iki yanda da prostat kapsülünü aşmış
T3c Tümör seminal vezikülleri (meni kanalını) tutmuş
T4 Tümör seminal vezikül dışındaki diğer komşu organları da tutmuş
T4a Tümör mesane boynunu da tutmuş
T4b Tümör prostat altındaki kaslara ve pelvik tabanı tutmuş
Nx Bölgesel lenf bezlerinde örnekleme yapılmamış
N1 Bölgesel lenf bezlerinde <2 cm tek bir adet lenf bezinde tümör var
N2 Bölgesel lenf bezlerinde 2-5 cm arasında ya da 5 cm.den büyük olmayacak şekilde birçok lenf bezinde tümör var
N3 Bölgesel lenf bezlerinde>5 cm boyutunda lenf bezinde tümör var
Mx Uzak organlara tümör yayılımı konusunda değerlendirilemiş
M1 Uzak organ metastazı var
M1a Uzak lenf bezlerinde tümör var
M1b Kemiklere atlamış tümör yayılımı var
M1c Diğer organlarda tümör yaylımı var


En çok kullanılan T1-T4 evrelemesinde basitleştirecek olursak:
T1-T2 de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
T3 de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
T4 de ise uzak organlara da yayılım vardır.
Eski ancak hala kullanılan bir sistem de ise:
Evre A ve B'de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
Evre C'de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
Evre D de ise kemik gibi uzak organlara da metastaz yapmıştır.


PROSTAT KANSERİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ:

radikal prostatektomi: retropubik - perineal laparoskopik
radyoterapi: external - brakiterapi
hormonal tedavi: cerrahi kastrasyon - medikal kastrasyon
kemoterapi
kriyoterapi
Tedavi seçeneğinin belirlenmesinde en önemli kriterler;
Hastanın genel durumu, PSA'nın yüksekliği, Biopsideki hücre özelliği (Gleason skoru) ve Kanserin Evresi (stage) dir. Ürolog, Medikal onkolog ve Radyasyon onkologu ekip anlayışıyla hastaya yaklaşmalı ve pek çok faktörü göz önüne alarak tedavi planını belirlemelidir.

Lokalize Prostat Kanserinde: T1 - T2: ERKEN EVRE TEDAVİSİ
Erken evrelerde birinci amaç; kanseri vücuttan tamamen çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmektir.
- Bekleme - Radyoterapi (RT) (10 yıllık yaşam süresi = Radikal cerrahi % 80)
- RADİKAL CERRAHİ (15 yıllık yaşam süresi anlamlı)

* Grade’ i düşük (Gleason Skor 1-4) - organa sınırlı - lokalize prostat Ca larda beklenen yaşam 10 yıldan az ise;
PSA takibi ve progresyon durumunda uygun tedavi
** Grade’ i orta derecede (Gleason Skor 4-7) ise; yakın takip - RT - Radikal cerrahi uygundur.
*** Grade’ i yüksek (Gleason Skor 7-10) ise Radikal Cerrahi uygundur.

Lokal Yayılım Gösteren Prostat Kanserinde (T3) Tedavi:
Bekle gör; External RT; Brakiterapi; Radikal Cerrahi;
Tek başına veya ilaveten Hormonal tedavi uygulanabilecek tedavi alternatiflerindendir!
Amaç: Hastalığın ilerlemesinin kontrol altına alınması ve hayat kalitesinin bozulmasını önlemek.

Lenf Nodüllerine Metastazlı Prostat Kanserlerinde (T4) Tedavi:
10 yıllık sürvi % 30 civarındadır.

Radikal Cerrahi + Geç Hormonal tedavi; Erken hormonal tedavi (androjen ablasyonu); Geç endokrin tedavi; RT; Radikal Cerrahi + Aynı Anda Hormonal Tedavi; RT + hormon; Radikal Cerrahi + (cerrahi sonrasında) Adjuvan KT denenebilir .

METASTATİK PROSTAT KANSERLERİNDE HORMONAL TEDAVİ:
Eğer kanser ileri evrelere ulaşmış ise; kanser hücreleri tamamen temizlenmeyecek ya da öldürülemeyecek kadar çoğalmış demektir. Bu durumda kanserin büyümesini yavaşlatmayı veya durdurmağı amaçlayan tedavi seçenekleri ön plana çıkar.

Prostat kanseri temelde testosteron gibi erkelik hormonlarının etkisi ile büyür. Dolaşımdaki testosteronun % 95’i testisler, % 5'i sürrenallerden (böbrek üstü bezi) salınır. Ancak testosteronun % 3'ü serbest halde olup prostat hücrelerine diffüze olur. Diffüze olan bu testosteron prostatta 5 alfa reduktaz enzimi ile dihidro testosterona (DHT) dönüşür bu da nukleustaki (çekirdek) androjen reseptörlerine bağlanır ve nukleus içine girer orada m RNA yı aktive eder ve protein sentezi ve hücre gelişimi sağlanır. Testosteronun prostat hücresiyle etkileşimi engellendiğinde kanser gelişim de durdurulmuş olur. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisi ; erkeklik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir.

Hormonal temelli bu amaca ilaçlarla ulaşıldığında MEDİKAL KASTRASYON (Östrojen tedavisi ; LHRH agonistlerinin verilmesi ; Antiandrojenler), cerrahi olarak testislerin alınmasıyla ulaşılmaya çalışıldığında CERRAHİ KASTRASYON ( bilateral orşiektomi ) olarak adlandırılır.

Cerrahi kastrasyon = BİLATERAL ORŞİEKTOMİ: En kolay ve ucuz yöntemdir . İmpotans – sıcak basması – libido kaybına neden olur.

Östrojen Tedavisi: Negatif feedback mekanizma ile LHRH ve dolayısiyle Testosteron üretiminin azalmasına neden olur. Miyocard infartüsüne neden olduğu için bugün kullanılmamaktadır.

LHRH analogları = medikal kastrasyon: leuprorelin - goserelin - buserelin - triptorelin vs. gibi ilaçları aylık veya 3 aylık depo dozlarıyla karın cildinden uygulayarak cerrahi kastrasyona eşdeğer tablo elde edilebilir. Ömür boyu uygulanımı gerektiği için oldukça pahalıdır.

LHRH kullanımında ilk 15 gün süresince Testosteronda artma olacaktır. Bu sebeple metastazlı hastalarda flare effect adı verilen spontan (kendiliğinden) kırıklara neden olabileceği için bu dönemde antiandrojenlerle birlikte kullanılması uygundur. Östrojenle aynı etkiyi gösterir ancak kardiovasküler sisteme (CVS) yan etkileri daha azdır. Sıcak basması orşiektomiden fazladır bu sebeple, alfa agonist olan Clonidin veya ciproteron asetat verilebilir.

ANTİANDROJENLER: steroidal ve nonsteroidal tipleri vardır.

Steroidal Antiandrojenler: CPA : Ciproteron asetat, Megestrol acetate, Medroxyprogesterone acetate
Hem antiandrojenik (prostattaki hücre duvarındaki andojen reseptörlerine bağlanarak androjenlerin etki etmesini önleme ) hemde progestatsyonel etki ( LH sekresyonunu önleme ) vardır.

Saf Antiandrojen: Nonsteroidal Antiandrojen: Flutamid; Biculamid; Nilutamide.

LH seviyesi normal olup, Serum testosteronu normal veya yüksektir. Potens ve libido devam eder.


Komplet Hormonal Tedavi:
Hem cerrahi kastrasyon (orşiektomi), hem de medikal kastrasyon (LHRH analogları enjeksiyonu) testis kaynaklı testosteron etkisini ortadan kaldırırlar. Ancak, vücuttaki tüm testosteron etkisini tam olarak engellemezler. Böbrek üstü bezleri de çok az oranda da olsa bir miktar testosteron etkisi gösteren hormon sentezlerler. Bu nedenle, bu hormonların etkisini ortadan kaldırmak için ek ilaçların kullanılmasına gerek vardır. Bu ilaçlara "antiandrojenler" denir. Flutamid –Biculamid – Ciproteron Asetat bu grup ilaçlardır. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki testosteronun prostat hücrelerine ulaşmalarını engellerler.

Medikal veya cerrahi kastrasyonun antiandrojen ilaçlar ile kombine edilmesine komplet hormonal tedavi denir. Komplet hormonal tedavi vücuttaki erkeklik hormonu etkisini tam olarak ortadan kaldırır ve tümörün büyümesini yavaşlatır.

HORMON TEDAVİSİNE DİRENÇLİ (REFRAKTER) PROSTAT KANSER TEDAVİSİ:
Bütün hastalar toplan 1.5 sene gibi bir süre sonra hormona refrakter hale geçerler, yani PSA seviyeleri artmaya başlar. Bu durumda İKİNCİL (sekonder) hormono terapi veya KEMOTERAPİ yapmak gerekir. Total androjen blokajı altındaki hastaların % 50 sinde androjen reseptörlerinde mutasyon olur ve PSA artar. Bu durumda antiandrojenin kesilmesi bazen düzelmeye neden olur. Buna antiandrojen withdrawal sendrom (yoksunluk sendromu) denir. Cevap yoksa Kortikosteroidler denenebilir. Ketokonazol de hem androjen yapımını bozar hemde sitotoksik etkilidir. Tamoksifen de kemik met. lerinde gerilemeye neden olabilmektedir. Ancak tüm tedaviler paliyatif olmaktan ileriye gidemezler.

Kemik ağrıları için Stronstium-89 - Sanarium 153 veya Radyoterapi (ışın tedavisi) kullanılabilmektedir.

Kemik kırıklarını engellemek için ise tedaviye Zoedronate eklenmesi artık rutine alınmıştır.

Kemoterapötik ajan olarak da: Estramustin fosfat - Etoposid - Paclitaxel - Docataxel - Mitoxantrone kullanılmaktadır.

RADİKAL PROSTATEKTOMİ:
Prostatın ve seminal bezlerin ameliyat ile komple çıkartılmasıdır.
Amaç: “Kanserden korunma (prostatın çıkarılması ile vücuttan kanser hücrelerini tam olarak temizlemek) + idrar kontinansının sağlanması ve cinsel yaşamın sürdürülebilmesi“ dir.

Kullanılan metoda göre değişik oranlarda kanama ve ameliyat sonrası gelişebilecek İktidarsızlık ( empotans ) ve idrar tutmada zaafiyet ( inkontinans ) gibi yan etkileri olabilir.

Günümüzde gelişen cerrahi teknikler sayesinde özellikle sinir koruyucu teknikler (nerve sparing ) ile yukarıda sayılan komplikasyonlar çok düşük oranlara indirilmiş vaziyettedir.

RETROPUBİK - PERİNEAL - LAPAROSKOPİK yapılabilir, amaç aynıdır.


RADYOTERAPİ:
a) EXTERNAL BEAM RADYOTERAPİ:
Radyasyon ışınlarının vücut dışından prostat bezine doğrudan uygulanması ile yapılan bir tedavi şeklidir. Vücut dışından şua tedavisi, 2 ay kadar sürmekte, idrar kesesi ve kalın barsağı da etkileyerek bazı idrar veya dışkılama sorunlarına yol açmaktadır.

b) BRAKİTERAPİ (IŞINLI ÇEKİRDEK TEDAVİSİ):
PROSTAT KANSERİNDE MODERN TEDAVİ: Prostat bezi içerisine küçük radyoaktif tohumları ekerek uygulanan bir tedavidir.

İşte prostat kanseri tedavisindeki bütün bu risk ve istenmeyen etkilerin en aza indiği, son zamanların çığır açan gelişmesi ise “BRAKİTERAPİ” dir. Aslında 20. yüzyılın başlarından itibaren denenmeye başlayan ve zaman zaman terk edilen bu yöntem, teknolojinin de gelişmesiyle son yıllarda adeta yeniden dirilmiş ve şu anda A.B.D ve Avrupa’da gittikçe artan oranda uygulanmaya başlamıştır.

Brakiterapi, kanseri yokedici ışınları veren radyasyon kaynağının direkt olarak kanserli organın içine yerleştirilmesiyle yapılan bir çeşit şua tedavisidir. Prostat brakiterapisinde, adına çekirdek (seed) denilen pirinç tanesine benzer ışın kaynakları, makat bölgesinden sokulan iğneler aracılığıyla prostat bezi içine yerleştirilir. Bu çekirdeklerden yayılan ışınlar (radyasyon), prostat kanser hücrelerini yavaş yavaş öldürerek hastalığı tedavi eder. Çekirdek yerleştirme işlemi, ameliyathane ortamında, genel anestezi altında yapılır ve hasta en çok bir gün sonra taburcu edilir.

Prostat brakiterapisi için prostat bezi içine yerleştirilen çekirdekler, ışınlarını sadece birkaç milimetre uzağa yaydıklarından; idrar torbası, barsaklar, çevre damar ve sinirler gibi komşu organlara herhangi bir zarar vermezler. Ayrıca, açık ameliyatlarda görülen kanama, yara iltihaplanması veya açılması gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılmaz. Yalnız bazı hastalarda geçici olarak idrar yapma zorluğu gelişebilir ve bir süre sonda konulabilir.

Radyasyon tedavisi de iktidarsızlık, ishal, karın ağrıları, makatta rahatsızlık ve idrar yapmakta zorluklar gibi yan etkilere neden olabilir.


BRAKİTERAPİ UYGULANIŞ YÖNTEMİ
Hasta anestezi altında ve jinekolojik pozisyonda tutulup
TRUS eşliğinde radyoaktif çekirdekler yerleştirilmekte.

Amerika'da prostat kanserli hastaların ilk başvurularında % 30’unun yaygın metastazlı (dissemine) - % 30’unun extraprostatik yayılmış kanseri olduğu ve % 10’ununda BPH nedeniyle yapılan prostatektomi biopsi numunesinde (spesimeninde) şans eseri (insidental) olarak kanser saptanarak tanı konduğu anlaşılmaktadır. Yani hastaların ancak % 30 luk bir bölümünde tam anlamıyla (küratif) tedavi yapılabilecektir. Bunların yarısı kadarı da en uygun olarak kabul edilen radikal cerrahi sonrası daha yüksek evrelerde olduğu saptanmaktadır. Dolayısıyle ancak % 15 kadar hasta gerçek tedavi şansını yakalayabilecektir.!!! Bu durumun Türkiye'de çok daha aşağı oranlarda olduğu tahmin edilmektedir! Bu grupta da Radyoterapi veya Radikal cerrahinin morbiditesi göz önüne alındığında ve 10 yıl sonraki nüks oranları dikkate alındığında erken evrede yakalansa dahi tedavinin gerekliliği tartışılmaktadır.

Soru: Erken teşhis gerekli midir?
Genç, grade’i yüksek anöplöid kanserlerde ilerleme hızlı olduğundan EVET. Aksi durumda yavaş ilerleme olduğundan gerekliliği sorgulanabilir !!!

 


Sponsor bağlantılar, Chat, Şirket Ara

SOHBET EKART FIKRA OYUN GÜZEL SÖZLER

umutdolu.net © Copyright 2014 Web Design